×
INFINITIVE

(SİSTEME KAYIT OL, BU DERSİN VİDEOSUNU İZLE.)

ı

INFINITIVE

(MASTAR)

 

INFINITIVE FORMS

 

 

   SIMPLE INFINITIVE

 

    Active:    to do

    Passive: to be done

 

 

   CONTINUOUS INFINITIVE

 

   to be doing

 

 

   PERFECT INFINITIVE

 

   Active:   to have done

   Passive: to have been done

 

 

   PERFECT CONTINUOUS

 

   to have been doing

 

   

Fiilden türetilen isimlere infinitive (mastar) denir. Türkçede fiilin sonuna “-me”, “-ma”, “-mek”, “-mak” getirilerek elde edilen mastar (infinitive), İngilizcede fiilin önüne to getirilerek yapılır. Cümlede “-mek / -mak”, “-mek / -mak için”, “-meye / -maya” veya “-meyi / -mayı” şeklinde tercüme edilebilir. Fiilin önüne to getirerek elde ettiğimiz infinitive, simple infinitive (to V1) olarak adlandırılır. Aşağıdaki simple infinitive örneklerini ve Türkçeye nasıl tercüme edildiklerini inceleyiniz. 

 

to understand: anlamak, anlamak için, anlamaya, anlamayı

to pay: ödemek, ödemek için, ödemeye, ödemeyi

to talk: konuşmak, konuşmak için, konuşmaya, konuşmayı

to buy: satın almak, satın almak için, satın almaya, satın almayı

to dance: dans etmek, dans etmek için, dans etmeye, dans etmeyi

to learn: öğrenmek, öğrenmek için, öğrenmeye, öğrenmeyi

to teach: öğretmek, öğretmek için, öğretmeye, öğretmeyi

 

Infinitive’in önüne not getirerek onu olumsuz yapabiliriz.

 

“To be or not to be - that is the question.” SHAKESPEARE

 

not to go: gitmemek

not to understand: anlamamak

not to know: bilmemek

not to help: yardım etmemek

not to visit: ziyaret etmemek

 

Infinitive (to V1) cümle içinde farklı yerlerde kullanılır.

 

1. Cümlenin öznesi olarak infinitive

 

Tıpkı gerund gibi infinitive de cümlenin öznesi olarak kullanılabilir.

 

- To visit Singapore was his lifelong dream.

(Singapor’u ziyaret etmek onun yaşamı boyunca hayaliydi.)

 

- To ski down that slope might be dangerous.

(Şu tepeden aşağıya kaymak tehlikeli olabilir.)

 

- To be able to speak two foreign languages will make it easier for you to find a good job.

(İki yabancı dil konuşabilmek iyi bir iş bulmanızı kolaylaştırır.)

 

- To fix a car requires skill and tools.

(Bir arabayı tamir etmek beceri ve alet edevat gerektirir.)

 

- To swim in the sea made the children very happy.

(Denizde yüzmek çocukları çok mutlu etti.)

 

- To have a cold lemonade after the exercise would be wonderful.

(Egzersizden sonra soğuk limonata içmek harika olurdu.)

 

- To travel by boat is a natural part of life when living in the archipelago of the Åland Islands.

(Tekneyle seyahat etmek Aland takımadalarında yaşarken hayatın doğal bir parçasıdır.)

 

- To become a doctor takes years of training.

(Doktor olmak yıllarca süren bir eğitim gerektirir.)

 

2. Sıfattan sonra infinitive

 

 

 It is / was / will be / can be adj. to V1 object

 

 

- It is very important to protect your children from bad habits.

(Çocuklarınızı kötü alışkanlıklardan korumanız çok önemlidir.)

 

- It is expensive to redecorate the house.

(Evi yeniden dekore etmek pahalı olur.)

 

- It will be difficult to learn Chinese.

(Çince öğrenmek zor olacak.)

 

- It was nice to see him again.

(Onu tekrar görmek güzeldi.)

 

- It is helpful to review your notes before a test.

(Sınavdan önce notlarınızı tekrar etmeniz faydalı olur.)

 

- It’s very difficult to find a parking space to park your car in Istanbul.

(İstanbul’da arabanızı park edecek bir yer bulmak çok zordur.)

 

- In my country, it is customary to send a card and flowers or fruit to someone who is ill.

(Benim ülkemde hasta olan birisine kart ve çiçek ya da meyve göndermek adettir.)

 

- It's essential to be aware of the hazardous chemicals in your workplace and to know how to handle them.

(İş yerinizdeki tehlikeli kimyasalların farkında olmanız ve onları nasıl kullanacağınızı bilmeniz gerekir.)

 

- She is such a moody person that it’s impossible to get on well with her.

(O kadar huysuz bir insan ki onunla iyi geçinmek imkânsız.)

 

- It is rude to shout at someone in public.

(İnsanların içinde birine bağırmak kabalıktır.)

 

- It is common to think that emotions interfere with rational thinking.

(Duyguların mantıklı düşünmeyi etkilediğini düşünmek yaygındır.)

 

- It was nice to have dinner in the garden yesterday.

(Dün, akşam yemeğini bahçede yememiz güzel oldu.)

 

- It will be very difficult to persuade him to accept our offer.

(Onu teklifimizi kabul etmeye ikna etmek çok zor olacak.)

 

- Do not put your hands in your pockets when you are walking on ice. It can be dangerous to do so.

(Buzda yürürken ellerinizi ceplerinize sokmayın. Bunu yapmak tehlikeli olabilir.)

 

Bu yapıda adjective ile infinitive arasına for somebody getirilebilir. Böylece sözü edilen durumun kim için geçerli olduğunu anlayabiliriz.

 

 

 It is / was / will be adj. for someone to V1 object

 

 

- It is important for you to read a lot if you want to be a good writer.

(Eğer iyi bir yazar olmak istiyorsan çok okuman önemli.)

 

- It is necessary for him to do his master’s degree for an academic career.

(Akademik kariyer için yüksek lisansını yapması gerekiyor.)

 

- It is very difficult for my little daughter to reach the shelf.

(Küçük kızım için rafa ulaşmak çok zor.) 

 

- It is not unusual for students to cheat in exams.

(Öğrencilerin sınavda kopya çekmeleri sıra dışı değildir.)

 

Aşağıda görülen yapıda da sıfattan sonra infinitive kullanılır.

 

 

 Subject find it adj. to V1

 

 

- I find it really strange to see a doctor smoking because they always tell their patients not to smoke.

(Bir doktorun sigara içtiğini görmek bana gerçekten garip geliyor çünkü her zaman hastalarına sigara içmemelerini söylerler.)

 

3. Özne tamamlayıcısı olarak infinitive

 

 

 Subject is / was to V1

 

 

- My goal is to start my own company someday.

(Amacım bir gün kendi şirketimi kurmak.)

 

- His aim was to climb the highest mountain in the world.

(Amacı dünyanın en yüksek dağına tırmanmaktı.)

 

- All we need to do is to be patient.

(Tüm yapmamız gereken sabırlı olmak.)

 

- The best thing in life is to read.

(Hayatta en güzel şey okumaktır.)

 

- The decision was to close down the factory.

(Karar fabrikayı kapatmaktı.)

 

- The most obvious purpose of advertising is to inform the consumer of available products or services.

(Reklamın en belirgin amacı tüketiciyi mevcut ürün ve hizmetlerden haberdar etmektir.)

 

- When I was a child, my ambition was to become an astronaut.

(Çocukken tutkum astronot olmaktı.)

 

- After breakfast this morning, my plan is to go hiking in the mountains.

(Bu sabah kahvaltıdan sonra planım dağlarda yürüyüşe çıkmak.)

 

- My advice is to consider all the options we have before making a decision.

(Tavsiyem bir karar vermeden önce sahip olduğumuz tüm seçenekleri göz önünde bulundurmaktır.)

 

- What is essential is to benefit from physical exercise at all ages.

(Gerekli olan şey her yaşta fiziksel egzersizden faydalanmaktır.)

 

- One of the most important things to remember when you are trying to wake up happy every day is to get enough sleep.

(Her gün mutlu uyanmaya çalışırken hatırlanması gereken en önemli şeylerden biri de yeterince uyumaktır.)

 

- In spite of all human efforts to fight against a tsunami, the best that can be done is to provide an early warning system to people in coastal areas.

(İnsanların tsunamiyle mücadele etmek için gösterdikleri tüm çabalara rağmen yapılabilecek en iyi şey kıyı bölgelerdeki insanlara erken uyarı sistemi sağlamaktır.)

 

- The purpose of this assignment is to be able to understand the principles of engineering.

(Bu ödevin amacı mühendisliğin prensiplerini anlayabilmektir.)

 

- A more realistic way to reduce inflation rate is to decrease current deficit.

(Enflasyonu düşürmenin daha gerçekçi bir yolu da cari açığı azaltmaktır.)

 

- The simplest way to make sure that we raise literate children is to teach them to read and to show them that reading is a pleasurable activity.

(Aydın çocuklar yetiştirdiğimizden emin olmanın en basit yolu onlara okumayı öğretmek ve okumanın keyifli bir aktivite olduğunu göstermektir.)

 

4. Bir insanın yaptığı bir eylemle ilgili olarak düşüncenizi söylerken (aşağıdaki tabloda görülen yapıda) infinitive kullanılabilir.

 

Bu yapıda kullanabileceğiniz sıfatlar: kind, nice, clever, mean, sensible, unfair, considerate, stupid, careless

 

 

                                       careless

                                       sensible

                                       clever

                                       nice

  It is / was / would be  kind          of   someone  to  V1   object

                                       stupid

                                       mean

                                       unfair

                                       considerate

 

 

- It’s very kind of you to help us.

(Bize yardım ettiğin için çok naziksin.)

 

- It is very kind of you to invite us.

(Bizi davet ettiğin için çok naziksin.)

 

- It was very kind of you to give us a lift.

(Bizi arabayla bırakman çok nazikti.)

 

- It was rude of him to ignore you.

(Seni görmezden gelmekle kabalık etti.)

 

- It was careless of her to break the vase.

(Vazoyu kırması onun dikkatsizliğiydi.)

 

- It was careless of her to leave the windows open.

(Pencereleri açık bırakması onun dikkatsizliğiydi.)

 

- It was clever of you to save your money rather than spend it.

(Paranı harcamaktan ziyade biriktirmen çok akıllıcaydı.)

 

- It would be silly of him to spend all his money.

(Bütün parasını harcaması aptallık olurdu.)

 

- It would be silly of me not to ask for his advice.

(Onun tavsiyesini istememem aptallık olurdu.)

 

- It was considerate of you to warn us.

(Bizi uyarman düşünceli bir davranıştı.)

 

- It is generous of him to pay for our meal.

(Bize yemek ısmarlaması cömert bir davranış.) 

 

5. Doğrudan nesne olarak infinitive

 

Aşağıdaki listede görülen fiillerden sonra infinitive gelebilir.

 

afford            I can't afford to have a holiday this year.

agree             I agreed to help him when he promised not to tell anyone about it.

appear          She appeared to be very nervous.

arrange         They arranged to meet for a drink in Manhattan.

ask                 He asked to see me again.         

beg                She begged to see her children.

care               I don't care to attend the meeting because it will be boring.

claim              She claims to know the Prime Minister.

consent        She consented to share information with others.

decide           Jane has decided to lose weight.

demand        He demands to talk to his lawyer first.

deserve        She deserves to win an Oscar.

encourage   Doctors encourage to eat healthy food.

endeavour    We are endeavouring to improve air quality in our country.

expect           I expect to hear from them by Friday.

fail                  She failed to attend court on Friday.

forget            I forgot to turn off the lights before I left home.

hesitate        Don't hesitate to call me if you need anything.

hope              They hope to immigrate to the USA.

intend            We intend to move to the country when we retire.    

learn              He learned to play drums.

manage        They managed to put out the fire before it was too late.

mean             I didn't mean to make you cry.

need              You need to get a good job to earn money.

offer               Linda offered to pick up my children from school, which was very kind of her.

plan               SpaceX is planning to send tourists to space.

prepare         China is preparing to retaliate if the US government launches a trade war.

pretend         I pretended to understand everything, but I didn’t.

promise        My son promised to be back home by 11 o’clock.

refuse           He refused to tell me what all the fuss was about.

regret            I regret to tell you that you didn’t pass your driving test.

remember    I remembered to close the windows before I left home.

seem             You seem to be disappointed with your exam result.

struggle        He struggled to concentrate on his studies although he was very ill.

swear            She must swear to obey the rules here. 

tend               Most of us tend to overlook the importance of the people in our lives.

threaten        She threatened to kill me.

try                  We are trying to keep our expenses down.

volunteer     He volunteered to work in a nursing home.

wait                I will wait to see the outcome.

want              I want to pursue a career in fashion design.

wish              She wishes to remain anonymous.

 

Aşağıdaki listede görülen fiillerden sonra bir isim ya da zamir cümlenin nesnesi olarak infinitive’den önce gelebilir. Bir başka değişle cümlenin fiiliyle infinitive arasına bir nesne (isim veya nesne zamir) girebilir.

 

advise           My father advised me to put some money aside every month.

allow              My mother allowed me to use her sewing machine when I was eight.

appoint         They appointed me to defend him.

ask                 My neighbour asked me to pick her children up from school.

beg                They begged us to reconsider our decision.

cause            His ambition caused him to commit some crimes.

challenge     He challenged me to play another tennis game.

command     I commanded him to return instantly.

compel          She compelled her to give a false statement in court.

convince      I wasn’t able to convince her to change her mind.

dare               He dared me to climb the highest mountain in the country.

enable           This enables us to help graduates to climb the ladder of success much faster and more efficiently.

encourage    He encouraged me to take the exam again.  

expect           She expects him to be faithful to her.

forbid            My father forbade us to play on the lawn.

force              They force her to marry a man called Nabil.

hire                She hired a man to redesign her website.

implore         She implored them to take her from the country.     

instruct         I instructed them to be in touch with the local officials.

invite             He invited us to join him for dinner at a nearby restaurant.

need              We needed you to support us.

help               Shedding leaves helps trees to conserve water and energy.

oblige            He obliged us to hand over our weapons.                

order             The commander ordered the soldiers to blow up the bridge.

permit           He permitted his children to play with snowballs out in the street.

persuade      I persuaded the customer to buy our new product.

remind          She reminded me to turn off the lights before I went to bed.

require          She requires us to follow her instructions carefully.

request         We request him to take action immediately.   

teach             My brother taught me to use computers.

tell                  The doctor told me to take my medicine regularly.

tempt             They tempted me to drink alcohol.

urge               I urged her to apply for the job.

want              They want me to pay for the damage.

I

warn              He warned the leader of the country not to use chemical weapons.

 

6. Belli bazı isimlerden sonra infinitive

 

Aşağıdaki isimlerden sonra infinitive kullanılabilir. Infinitive ismi tanımlamamıza yardımcı olur.

 

ability            : yetenek      

chance          : şans, fırsat

demand        : talep, istek                         

failure            : başarısızlık                        

request         : istek, rica

ambition       : tutku, hedef            

desire           : istek, arzu                         

offer              : teklif, öneri            

right              : hak

anxiety         : endişe                    

determination: kararlılık  

opportunity : fırsat

intention       : niyet

pleasure       : zevk, keyif

plan               : plan            

scheme         : plan, tasarı

attempt         : teşebbüs, çaba, deneme                        

eagerness    : isteklilik, heves                 

promise        : vaat             

willingness  : isteklilik

decision        : karar            

effort              : çaba, gayret                                 

refusal           : ret                

wish               : arzu, istek

tendency      : eğilim, temayül

method         : yöntem

way:               : yol, yöntem

reason          : neden, sebep

need              : gereği, ihtiyacı

 

- Some people have a natural ability to use computers.

(Bazı insanların bilgisayar kullanmada doğal bir yeteneği vardır.)

 

- Her ability to remember names is amazing.

(İsimleri hatırlama yeteneği inanılmaz.)

 

- Solar storms have the ability to cripple the Earth’s power grids.

(Güneş fırtınaları dünyanın enerji şebekelerini felce uğratma gücüne sahiptir.)

 

- Kids have a tendency to fall ill in the winter more than in the other seasons.

(Çocuklar diğer mevsimlere nazaran kışın daha çok hasta olmaya meyillidir.)

 

- He has a tendency to lie.

(Yalan söylemeye eğilimli.)

 

- I have no desire to be the leader of the party.

(Partinin lideri olmak gibi bir arzum yok.)

 

- My brother has no desire to get married.

(Kardeşimin evlenme arzusu yok.)

 

 - We gave him an opportunity to work for our company.

(Ona şirketimizde çalışma fırsatı verdik.)

 

- There are some ways to relieve pregnancy-related back pain.

(Hamilelikle bağlantılı sırt ağrısını hafifletmenin bazı yolları vardır.)

 

- At the end of the match, he was annoyed by his failure to score a goal.

(Gol atmadaki başarısızlığından dolayı maçın sonunda sinirliydi.)

 

- He expressed his eagerness to meet the president.

(Başkanla tanışma isteğini ifade etti.)

 

- The best method to fix the car is to take it to a garage.

(Arabayı tamir etmenin en iyi yolu onu bir tamirhaneye götürmektir.)

 

- The chance to travel by boat is a unique experience that will allow you to enjoy multiple new sensations.

(Tekneyle seyahat etme fırsatı pek çok yeni duyguyu yaşamanıza imkân veren eşsiz bir deneyimdir.)

 

- You will have another chance to register for the next seminar.

(Bir sonraki seminere kayıt yaptırmak için bir şansınız daha olacak.)

 

- It is everybody's right to work in a safe environment.

(Güvenli bir ortamda çalışmak herkesin hakkıdır.)

 

- I have no intention to make friends with them.

(Onlarla arkadaş olma niyetim yok.)

 

- There's no need to hurry.

(Acele etmeye gerek yok.)

 

- I don’t understand the need to stop. We got petrol fifteen minutes ago.

(Durma gerekliliğini anlamıyorum. On beş dakika önce benzin aldık.)

 

- It was my pleasure to meet you.

(Sizinle tanışmak benim için zevkti.)

 

- We need to increase our efforts to find solutions to the many challenging issues.

(Pek çok zorlu meseleye çözüm bulmak için çabalarımızı arttırmalıyız.) 

 

- It’s a significant step towards his ambition to become the next party leader.

(Bu, onun partinin bir sonraki lideri olma hedefine doğru atılan önemli bir adım.) 

 

- The movie Cast Away tells a man's determination to survive on a deserted island for four years.

(Cast Away filmi bir adamın ıssız bir adada dört yıl boyunca hayatta kalma azmini anlatıyor.)

 

- You must have a good reason to hand in the project late.

(Projeyi geç teslim etmek için iyi bir nedenin olmalı.)

 

- There were a few reasons to believe that the little girl had been kidnapped by some gangsters.

(Küçük kızın bazı gangsterler tarafından kaçırıldığına inanmak için birkaç sebep vardı.)

 

- Will you keep your promise to ban all the adverts?

(Tüm reklamları yasaklama sözünüzü tutacak mısın?)

 

- They turned down my request to interview the President.

(Başkanla röportaj yapma ricamı reddettiler.)

 

7. Genellikle önlerinde bir superlative adjective ile birlikte person, time ve place kelimelerinden sonra infinitive kullanılabilir.

 

- David is the best person to hire.

(David işe alınacak en iyi kişi.) 

 

- Antalya is the best place to have a holiday in Turkey.

(Antalya tatil yapmak için Türkiye’deki en iyi yerdir.)

 

- The best restaurant to eat at in our town is Sam’s.

(Şehrimizde yemek yemek için en iyi restoran Sam’s’dir.)

 

- The cheapest hotel to stay at is The Blue.

(Kalmak için en ucuz otel The Blue.)

 

- The best time to have a holiday in Spain is summer.

(İspanya’da tatil yapmak için en iyi zaman yaz mevsimidir.)

 

- Tomorrow, the manager will have a lot of time to read the reports.

(Yarın raporları okumak için müdürün çok zamanı olacak.)

 

- My favourite time to walk is early in the morning.

(Yürümek için en sevdiğim zaman sabahın erken vaktidir.)

 

- It is time to go to bed now.

(Artık yatma vakti.)

 

The only person ifadesinden sonra da infinitive gelebilir.

 

- Melissa is the only person to understand me.

(Melissa beni anlayan tek insan.)

 

- She was the only one to die.

(Ölen tek kişi o oldu.)

 

8. The first, the second, the next, the last, etc. gibi sıralama ifadelerinden sonra da infinitive kullanılabilir.

 

- I am always the first person to leave home in the morning.

(Sabah evden ayrılan ilk kişi her zaman benim.)

 

- Neil Armstrong was the first man to walk on the moon.

(Neil Armstrong ayda yürüyen ilk insandı.)

 

- Nicolaus Copernicus was the first to propose that the Earth and other planets revolve around the sun.

(Nicolaus Copernicus dünya ve diğer gezegenlerin güneşin etrafında döndüğünü ileri süren ilk kişiydi.)

 

- Ben Lecomte wants to be the first person to swim across the Pacific Ocean.

(Ben Lecomte Pasifik Okyanusunu yüzerek geçen ilk insan olmak istiyor.)

 

- He is the third person to escape from the prison.

(O, hapisten kaçan üçüncü kişi.)

 

- Who will be the next person to lead the party?

(Partiye önderlik edecek sonraki kişi kim olacak?)

 

- She is always the last person to finish the exam. 

(O, her zaman sınavı bitiren son kişidir.)

 

- The captain was the last person to abandon the ship when it began to sink.

(Batmaya başladığında gemiyi terk eden en son kişi kaptandı.)

 

9. Belli bazı sıfatlardan sonra infinitive

 

content         : memnun, hoşnut

pleased         : memnun, hoşnut, keyifli             

glad               : memnun, hoşnut, mutlu             

happy            : mutlu                      

delighted      : memnun, keyifli, hoşnut             

sad                 : üzgün, hüzünlü, acılı

sorry              : üzgün

upset             : üzgün, alt üst olmuş

surprised     : şaşkın, şaşırmış

astonished  : şaşkın, afallamış

amazed         : şaşkın, şaşırmış

shocked       : şok olmuş

stunned        : afallamış, şaşırmış

hard               : zor, güç

difficult          : zor, güç

disgusted     : iğrenmiş, tiksinmiş

determined  : kararlı, azimli

motivated     : motive, motive olmuş      

willing           : istekli          

reluctant       : isteksiz

hesitant        : tereddütlü              

disturbed     : rahatsız, rahatsız edilmiş

sure               : kesin           

certain           : kesin, muhakkak

bound           : mecbur, zorunlu

prepared      : hazır, hazırlıklı

ready             : hazır

likely              : olası, muhtemel

dangerous   : tehlikeli      

relieved         : ferahlamış, rahatlamış, ferah                

proud            : gururlu       

afraid             : korkmuş                 

lucky             : şanslı

fortunate      : talihli, şanslı                      

ashamed      : mahcup, utanmış 

careful           : dikkatli

anxious        : endişeli                  

disappointed: hayal kırıklığına uğramış           

eager             : hevesli, istekli

safe                : emniyetli, güvenli

 

- I'm sorry to hear that your mother is ill.

(Annenin hasta olduğunu duyduğuma üzüldüm.)

 

- I'm glad to see you here.

(Seni burada gördüğüme memnunum.)

 

- Janice was sad to see such poverty when she visited India.

(Janice, Hindistan’ı ziyaret ettiğinde böylesi bir fakirliği gördüğüne üzüldü.)

 

- I’m happy to see you at the party.

(Seni partide görmekten mutluyum.)

 

- I will be pleased to answer your questions.

(Sorularınızı cevaplamaktan memnun olacağım.)

 

- I am very surprised to see an elephant running.

(Bir fili koşarken gördüğüme çok şaşırdım.)

 

- Although caffeine is safe to consume in moderation, it is not recommended for children.

(Kafeinin makul ölçüde tüketilmesi güvenli olmasına rağmen çocuklar için önerilmez.)

 

- She was disappointed not to win the game.

(Oyunu kazanamamaktan dolayı hayal kırıklığına uğradı.)

 

- They are reluctant to donate money to charities.

(Hayır kurumlarına para bağışlamaya isteksizler.)

 

- Are you hesitant to study English Language and Literature at university?

(Üniversitede İngiliz Dili ve Edebiyatı okumakta tereddütlü müsün?)

 

- We are surprised to learn that Pluto cannot be considered a planet.

(Plüton’un bir gezegen sayılamadığını öğrendiğimiz için şaşkınız.)

 

- The leaders of the two countries seem to be determined to solve all the problems between them.

(İki ülkenin liderleri aralarındaki tüm problemleri çözmek için kararlı gözüküyor.)

 

- She was relieved to hear that her son had not been hurt in the accident.

(Oğlunun kazada yaralanmadığını duyduğu için ferahladı.)

 

- People are willing to pay for things that taste good.

(İnsanlar tadı güzel olan şeylere para ödemeye isteklidir.)

 

- I am ashamed to say I’ve never read any of her books.

(Onun kitaplarının hiçbirini okumadığımı söylemekten utanıyorum.)

 

- It is evident that technological development is bound to influence the teaching techniques in educational institutions.

(Teknolojik gelişmenin eğitim kurumlarında öğretim tekniklerini etkilemesinin kesin olduğu açık.)

 

- You are bound to win this match if you want to become the champion.

(Eğer şampiyon olmak istiyorsanız bu maçı kazanmaya mecbursunuz.)

 

- Please be careful not to scratch the walls when you carry the furniture.

(Mobilyaları taşırken duvarları çizmemeye lütfen dikkat edin.)

 

- It is great to hear that they agreed to share the room.

(Odayı paylaşmayı kabul ettiklerini duymak harika.)

 

- It is illegal to park your car on double yellow lines.

(Çift sarı çizgi üzerine arabanızı park etmeniz yasa dışıdır.)

 

- I am honoured to be a nominee.

(Aday olmaktan onur duyuyorum.)

 

- Is Africa doomed to remain a hungry continent?

(Afrika aç bir kıta olarak kalmaya mahkûm mu?)

 

- My father is likely to get a promotion.

(Babam muhtemelen terfi alacak.)

 

10. Bir eylemin yapılma amacını veya niyetini amaç mastarıyla (infinitive of purpose) ifade edebiliriz.

 

INFINITIVE OF PURPOSE

 

 

 Subject verb object to V1 object

 To V1 object, subject verb object

 

 

to V

in order to V

so as to V

 

- We go to a butcher’s shop to buy meat.

(Et almak için kasaba gideriz.)

 

- I’m studying hard to pass the university entrance exam these days.

(Üniversite sınavını kazanmak için bugünlerde çok çalışıyorum.)

 

- My grandfather goes to the mosque to pray every day.

(Dedem namaz kılmak için her gün camiye gider.)

 

- He is trying to save money to buy a new car.

(Yeni bir araba almak için para biriktirmeye çalışıyor.)

 

- They want to expand the factory to meet the increasing demand.

(Artan talebi karşılamak için fabrikayı büyütmek istiyorlar.)

 

- He lay on the sofa to have a rest.

(Dinlenmek için kanepeye uzandı.)

 

- My uncle set up his own business to earn more money.

(Amcam daha çok para kazanmak için kendi işini kurdu.)

 

- My sister went to England to improve her English.

(Kız kardeşim İngilizcesini ilerletmek için İngiltere’ye gitti.)

 

- He turned on the TV to watch the news.

(Haberleri seyretmek için televizyonu açtı.)

 

- My aunt does a lot of exercise to lose weight.

(Halam kilo vermek için çok fazla egzersiz yapıyor.)

 

- He wanted to talk to the manager to complain about the service.

(Servis hakkında şikâyette bulunmak için müdürle konuşmak istedi.)

 

- To reach her goal, she would have to commit a crime.

(Amacına ulaşmak için suç işlemek zorunda kalacaktı.)

 

11. Amaç bildiren infinitive bir şeye neden ihtiyaç duyduğumuzu veya onunla ne yapmaya niyetli olduğumuzu ifade etmek için de kullanılır. Bu durumda infinitive’in önüne bir isim, zamir veya belgisiz zamir (something, anything, etc.) getirilir.

 

- We need a garage to put our car.

(Arabamızı koymak için bir garaja ihtiyacımız var.)

 

- This looks like a great place to have dinner.

(Burası akşam yemeği yemek için harika bir yere benziyor.)

 

- Do we have any flour to make a cake?

(Kek yapmak için hiç unumuz var mı?)

 

- You need this to open locked doors.

(Kilitli kapıları açmak için buna ihtiyacın var.)

 

- I’d like something to drink.

(İçecek bir şey istiyorum.)

 

- Would you like something to eat?

(Yiyecek bir şey ister misin?)

 

- He doesn’t have anything to sell.

(Satacak hiçbir şeyi yok.)

 

- Do you need anything else to cook it?

(Bunu pişirmek için başka herhangi bir şeye ihtiyacın var mı?)

 

- I have nothing to tell you.

(Sana söyleyecek bir şeyim yok.)

 

- I have something to tell you.

(Sana söyleyecek bir şeyim var.)

 

- We have nowhere to go.

(Gidecek bir yerimiz yok.)

 

- There is nothing to do about it.

(Bu konuda yapacak bir şey yok.)

 

- We need somewhere to spend the night.

(Geceyi geçirmek için bir yere ihtiyacımız var.)

 

12. Bir işi yapmanın (bir eylemi gerçekleştirmenin) ne kadar zaman aldığını söylerken veya sorarken aşağıdaki yapılar kullanılır. Tabloda da görüldüğü gibi zaman diliminden sonra infinitive (to V1) gelir.

 

 

  It takes

  It took          (someone)   a period of time  to V1  object

  It will take

 

 

- It takes one hour to travel from New York City to Washington, D.C. by air.

(New York’tan Washington’a havayoluyla gitmek bir saat sürer.)

 

- It takes one hour to cook it in the oven.

(Bunu fırında pişirmek bir saat sürer.)

 

- It will take half an hour to get to the lake.

(Göle varmak yarım saat sürer.)

 

- It took me ten minutes to find my cat.

(Kedimi bulmak on dakikamı aldı.)

 

- It takes twenty minutes to walk to school.

(Okula yürümek yirmi dakika sürer.)

 

- It takes three hours to clean the whole house.

(Tüm evi temizlemek üç saat sürer.)

 

- It took her two hours to finish the exam.

(Sınavı bitirmesi iki saat sürdü.)

 

- It took them a week to repair the car.

(Arabayı tamir etmeleri bir hafta sürdü.)

 

- It took us five minutes to solve the problem.

(Sorunu çözmemiz beş dakika sürdü.)

 

- It will take three days to complete the project.

(Projeyi tamamlamak üç gün alır.)

 

- It will take only ten minutes to install the software.

(Yazılımı yüklemek sadece on dakika sürecek.)

 

- It will take a long time to learn this language.

(Bu dili öğrenmek uzun zaman alacak.)

 

 

 How long does it take

 How long did it take      (someone)  to  V1  object?

 How long will it take

 

 

- How long does it take to build muscle?

(Kas yapmak ne kadar zaman alır?)

 

- How long does it take you to get ready in the morning?

(Sabahleyin hazırlanman ne kadar sürer?)

 

- How long does it take you to fall asleep?

(Uykuya dalman ne kadar zaman alıyor?)

 

- How long does it take you to get to work?

(İşe varman ne kadar zaman alıyor?)

 

- How long did it take him to finish his homework?

(Ödevini bitirmesi ne kadar zamanını aldı?)

 

- How long will it take you to get ready?

(Hazırlanman ne kadar sürer?)

 

13. Daha kısa bir ifade biçimi olarak aşağıda görülen fiillerden sonra bir soru kelimesiyle beraber infinitive (to V1) kullanılabilir.

 

INFINITIVE AFTER QUESTION WORDS

 

 

  show

  know             

  tell   

  decide                    question word          to V1 object

  understand            whether                    to V1 or not object       

  ask                          whether                    to V1 or (to) V1 object     

  forget         

  teach

  learn

 

 

how to V1

what to V1

where to V1

who to V1

when to V1

whether to V1 or not

whether to V1 or (to) V1

                       

- I don’t know what to do. (I don’t know what I will / should do.)

(Ne yapacağımı / yapmam gerektiğini bilmiyorum.)

 

- I don’t know where to look for this gadget. (I don’t know where I will / should look for this gadget.)

(Bu aleti nerede aramam gerektiğini bilmiyorum.)

 

- Can you tell me where to find a good restaurant? (Can you tell me where I can find a good restaurant?)

(Nerede iyi bir restoran bulabileceğimi söyleyebilir misiniz?) 

 

- Did you understand what to do? (Did you understand what you should do?)

(Ne yapacağını / yapman gerektiğini anladın mı?)

 

- I don’t know who to talk to about it. (I don’t know who I should talk to about it.)

(Bu konuda kiminle konuşmam gerektiğini bilmiyorum.)

 

- We haven’t decided where to go on holiday. (We haven’t decided where we are going to go on holiday.)

(Tatilde nereye gideceğimize karar vermedik.)

 

- She asked me how to use the cash machine. (She asked me how she could use the cash machine.)

(Bana ATM’yi nasıl kullanabileceğini sordu.)

 

- I will show you how to install this program. (I will show you how you can install this program.)

(Bu programı nasıl yükleyebileceğini sana göstereceğim.)

 

- Tell me when to stop the machine. (Tell me when I need to stop the machine.)

(Bana makinayı ne zaman durdurmam gerektiğini söyle.)

 

- Can you show me how to do it?

(Bunu nasıl yapacağımı bana gösterebilir misin?)

 

- My elder brother taught me how to play drums.

(Abim bana bateri çalmayı öğretti.)

 

- Carrying a map and compass and knowing how to use them will decrease the risk of getting lost.

 (Harita ve pusula taşımak ve onları nasıl kullanman gerektiğini bilmek kaybolma riskini azaltacaktır.)

 

- She doesn’t know who to call for help.

(Yardım için kimi arayacağını bilmiyor.)

 

whether to V or not

 

- I haven’t decided whether to accept their offer or not.

(Onların teklifini kabul edip etmemeye karar vermedim.)

 

- It’s up to you whether to share it with others or not.

(Bunu başkalarıyla paylaşıp paylaşmamak sana kalmış.)

 

whether to V or V

 

- He can’t decide whether to move to another city or stay here.

(Başka bir şehre taşınması mı ya da burada kalması mı gerektiğine karar veremiyor.)

 

-They can’t decide whether to buy a car or save the money for a house.

(Araba mı alsınlar yoksa evi için para mı biriktirsinler karar veremiyorlar.)

 

- They are unsure whether to increase the budget or to cut some expenses.

(Bütçeyi mi artırsınlar yoksa bazı masrafları mı kessinler emin değiller.)

 

- I don’t know whether to buy a new car or to repair the old one.

(Yeni bir araba mı alsam yoksa eskiyi mi tamir ettirsem bilmiyorum.)

 

14. “Bir şeyi yapmak akıllıca olur” anlamına gelen aşağıdaki yapıda sense kelimesinden sonra infinitive kullanılır.

 

 

  It makes (good) sense to V1 object

 

 

- It makes sense to choose a career that fits your personality, strengths, values, interests and skills.

(Kişiliğinize, iyi özelliklerinize, değerlerinize, ilgi alanlarınıza ve becerilerinize uygun bir kariyer seçmek akıllıca olur.)

 

- It makes sense to evaluate the outcomes of your decisions.

(Kararlarınızın sonuçlarını değerlendirmek akıllıca olur.)

 

- It makes good sense to check your oil before a long drive.

(Uzun bir yolculuktan önce yağınızı kontrol etmeniz çok akıllıca olur.)

 

- It makes sense to avoid drinking coffee before bedtime.

(Yatma vaktinden önce kahve içmekten kaçınmak akıllıca olur.)

 

15. Bazı durumlarda infinitive, önündetoolmadan kullanılır. Bu tür bir infinitive, zero infinitive veya bare infinitive olarak adlandırılır.

 

INFINITIVE WITHOUT “TO” (ZERO INFINITIVE)

 

 

 Subject let somebody V1 something

 

 

- Parents must learn to respect the interests of their children and let them take the lead while playing.

(Anne ve babalar çocuklarının ilgi alanlarına saygı göstermeyi öğrenmeli ve oyun oynarken liderliği almalarına izin vermelidir.)

 

- My parents don’t let me wear what I want.

(Annem ve babam istediğimi giymeme izin vermiyor.)

 

- My father doesn’t let me come home late at night.

(Babam gece geç vakitte eve gelmeme izin vermez.)

 

- My elder sister didn’t let me wear her red dress to my graduation ball last week.

(Ablam geçen hafta mezuniyet balomda kırmızı elbisesini giymeme izin vermedi.)

 

- My mother never lets me stay up late on weekdays.

(Annem hafta içi günlerde geç vakte kadar uyanık kalmama asla izin vermez.)

 

- The teacher didn’t let us leave the classroom earlier when we finished the test.

(Öğretmen sınavı bitirdiğimizde sınıftan erken ayrılmamıza izin vermedi.)

 

- Did your parents let you choose your clothes when you were a teenager?

(Sen gençken ebeveynlerin kıyafetlerini seçmene izin verir miydi?)

 

- My mother never lets me talk to strangers.

(Annem yabancılarla konuşmama asla izin vermez.)

 

- The boss let us leave work earlier yesterday.

(Patron dün işten erken çıkmamıza izin verdi.)

 

- My elder sister didn’t let me read the email her boyfriend sent her.

(Ablam, erkek arkadaşının ona gönderdiği epostayı okumama izin vermedi.)

 

- I will let you go in a minute.

(Bir dakika sonra gitmene izin vereceğim.)

 

Ettirgen çatıda (causative) make ve have fiilleriyle to’suz infinitive kullanılır.

 

 

 Subject make / have someone V1 something

 

 

- The film made me cry.

(Film beni ağlattı.)

 

- Fizzy drinks can make children put on weight.

(Gazlı içecekler çocuklara kilo aldırabilir.)

 

- My mother makes me buy bread every morning.

(Annem bana her sabah ekmek aldırır.)

 

- It will make you feel better.

(Bu sana kendini daha iyi hissettirecek.)

 

- I am having my assistant prepare the presentation slides right now.

(Şu anda asistanıma sunum slaytlarını hazırlatıyorum.)

 

- He had the mechanic check the brakes before his road trip.

(Yolculuğa çıkmadan önce frenleri tamirciye kontrol ettirdi.)

 

- She has had her friend design the invitations for the wedding.

(Düğün davetiyelerini arkadaşına tasarlattı.)

 

Had betterdan sonra tosuz infinitive gelir.

 

 

  Subject had better (not) V1 object

 

 

- You had better hurry, or we’ll be late.

(Acele etsen iyi olur, yoksa gecikeceğiz.)

 

- He had better listen to his father; otherwise, he will get into trouble.

(Babasını dinlese iyi eder, aksi takdirde başı belaya girecek.)

 

“Tercih etmek” anlamına gelen would rather ve would soonerdan sonra tosuz infinitive gelir.

 

 

  Subject would rather (not) V1 object

  Subject would sooner (not) V1 object

 

 

- I’d rather stay at home tonight.

(Bu gece evde kalmayı tercih ederim.)

 

- I’d rather cycle to school today.

(Bugün okula bisikletle gitmeyi tercih ederim.)

 

- I'd rather not eat bread.

(Ekmek yememeyi tercih ederim.)

 

- I would sooner share it with you.

(Bunu sizinle paylaşmayı tercih ediyorum.)

 

- I’d sooner not tell her.

(Ona söylememeyi tercih ederim.)

 

 

  Subject would rather V1 something than V1 something else

 

 

- I would rather take a taxi than walk.

(Yürümektense taksiye binmeyi tercih ederim.)

 

- I’d rather eat out this evening than cook at home.

(Bu akşam evde yemek yapmaktansa dışarıda yemeyi tercih ederim.)

 

Help fiiliyle (birisine bir şey yapması için yardım etmek) infinitive kullanımı to ile ya da to’suz olabilir.

 

 

 Subject help somebody (to) V1 object

 Subject help somebody with noun

 

 

- I helped Mary (to) do her homework.

(Ödevini yapmasında Mary’ye yardım ettim.)

 

- I helped Mary with her homework.

(Mary’ye ödevinde yardım ettim.)

 

- Doing exercise for half an hour every day will help you (to) get over this illness.

(Her gün yarım saat egzersiz yapmak bu hastalığı atlatmana yardımcı olur.)

 

Teklifte bulunurken Why soru kelimesinden sonra to’suz infinitive kullanılabilir. Infinitive olumsuz yapılmak istendiğinde önüne not getirilir.

 

 

  Why (not) V1 object?

 

 

- Why wait until tomorrow?

(Neden yarına kadar bekleyesin?)

 

- Why not talk to him now?

(Neden onunla şimdi konuşmuyorsun?)

 

- Why not buy a new car?

(Neden yeni bir araba almıyorsun?)

 

- If you are happy with her, why not propose?

(Eğer onunla mutluysan, neden evlenme teklif etmiyorsun?)

 

16. Infinitive’le ifade edilen eylem edilgen (passive) olabilir. Bu durumda simple infinitive olarak ifade ettiğimiz to V1 yerine onun edilgen biçimi olan to be V3 kullanılır. Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz.

 

PASSIVE INFINITIVE

 

 

  Subject verb to be V3 object

 

 

- Most earthquakes in the world are too small to be felt by people.

(Dünyadaki çoğu deprem insanlar tarafından hissedilmeyecek kadar küçüktür.)

 

- He doesn’t want to be bothered.

(Rahatsız edilmek istemiyor.)

 

- She demands to be released.

(Serbest bırakılmayı talep ediyor.)

 

- He is eager to be introduced to the new boss.

(Yeni patronla tanıştırılmaya istekli.)

 

- They want to be trained by a professional trainer.

(Profesyonel bir çalıştırıcı tarafından çalıştırılmak istiyorlar.)

 

- The elderly deserve to be taken care of with love and care.

(Yaşlılar sevgiyle ve özenle bakılmayı hak ediyor.)

 

- Electric cars need to be produced in large numbers.

(Çok sayıda elektrikli otomobil üretilmesi gerekiyor.)

 

- He expected to be given a promotion.

(Terfi ettirilmeyi umuyordu.)

 

- I expect to be invited to the royal wedding.

(Kraliyet düğününe davet edilmeyi bekliyorum.)

 

- She expected to be given a pay rise.

(Maaşına zam yapılmasını bekliyordu.)

 

- He was the last to be rescued from the sea.

(Denizden kurtarılan son kişiydi.)

 

- This is a chance not to be missed.

(Bu kaçırılmayacak bir fırsat.)

 

- They are likely to be awarded a Nobel Prize in medicine.

(Muhtemelen tıp alanında Nobel Ödülü ile ödüllendirilecekler.)

 

- Long ago, dogs began to be bred for specific purposes.

(Köpekler uzun zaman önce belli amaçlar için yetiştirilmeye başladı.)

 

- Who will be the next person to be fired?

(Bundan sonra kovulacak kişi kim olacak?)

 

- When the country started to be occupied, women had great success on the front lines and behind the front lines in supporting the war of independence.

(Ülke işgal edilmeye başlayınca kadınlar istiklal savaşına destek vermede cephe hattında ve gerisinde büyük başarı elde ettiler.)

 

Cümlenin yüklemiyle passive infinitive arasına bir nesne gelebilir.

 

- Tina wants him to be elected.

(Tina onun seçilmesini istiyor.)

 

- I would like her to be invited to the party.

(Onun partiye davet edilmesini istiyorum.)

 

- How do you prefer your fish to be cooked?

(Balığınızın nasıl pişirilmesini istersiniz?)

 

17. Continuous infinitive to be Ving biçimindedir. Ana eylem gerçekleştiğinde infinitive’le ifade edilen eylemin devam ettiğini vurgulamak için kullanılır.

 

CONTINUOUS INFINITIVE

 

 

 to be Ving

 

 

to be doing: yapıyor

to be studying: çalışıyor

to be reading: okuyor

to be travelling: seyahat ediyor

 

- He seems to be studying for the exam.

(Sınava çalışıyor gibi gözüküyor.)

(= It seems that he is studying for the exam.)

 

- They seem to be having an argument.

(Tartışıyor gibi gözüküyorlar.)

(= It seems that they are having an argument.)

 

- She seems to be reading the newspaper.

 (Gazeteyi okuyor gibi gözüküyor.)

(= It seems that she is reading the newspaper.)

 

- He seemed to be looking for something on the ground.

(Yerde bir şey arıyormuş gibi gözüküyordu.)

(= It seemed that he was looking for something on the ground.)

 

- She seemed to be hiding her hands behind her back.

(Ellerini arkasına saklıyor gibi gözüküyordu.)

(= It seemed that she was hiding her hands behind her back.)

 

- They don’t appear to be listening to you.

(Seni dinliyor gibi gözükmüyorlar.)

(= It appears that they aren’t listening to you.)

 

- They appear to be enjoying the party.

 (Partiden keyif alıyormuş gibi görünüyorlar.)

(= It appears that they are enjoying the party.)

 

- I would like to be lying on the beach now.

(Şu anda plajda yatıyor olmayı isterdim.)

 

- It must be difficult to be carrying such heavy bags.

(Böylesine ağır çantalar taşıyor olmak zor olmalı.)

 

- It is nice to be reading a book in a comfortable armchair, drinking a nice cup of coffee.

(Rahat bir koltukta güzel bir fincan kahve içerek kitap okuyor olmak güzel.)

 

- I am glad to be travelling around Europe with you this week.

(Bu hafta seninle Avrupa’yı geziyor olmaktan memnunum.) 

 

- Mary pretends to be crying.

(Mary ağlıyormuş gibi yapıyor.)

 

Bu cümleden anlaşılan Mary’nin aslında ağlamıyor olduğudur. Ağlıyormuş gibi yapıp diğer insanları kandırmaya çalıştığı sonucu çıkarılır.

 

- He is believed to be trying to leave the country secretly.

(= They believe that he is trying to leave the country secretly.)

(Ülkeyi gizlice terk etmeye çalıştığı zannediliyor.)

 

Yukarıdaki örnek cümlelerden ikincisi, ilk cümleyle anlam bakımından aynıdır. İkinci cümlede noun clause kullanılmıştır ve believe fiili etkendir. Oysaki ilk cümledeki ana fiil (believe) edilgendir (is believed). Edilgen fiilden sonra ise continuous infinitive (to be trying) kullanılmıştır.

 

Tıpkı believe gibi say, think, allege, consider, report, rumour, suppose, know, expect, understand ve think fiilleri de edilgen kullanıldığında arkalarından sıklıkla infinitive getirilir.

 

- George was reported to be hiding from the police.

(George’un polisten gizleniyor olduğu bildirildi.)

 

- His son is thought to be hiding from the police.

(Oğlunun polisten gizlendiği düşünülüyor.)

 

18. Perfect infinitive “to have V3” biçimindedir. Infinitive’le ifade edilen eylem ana fiilden daha önce gerçekleşmişse, perfect infinitive kullanılabilir. Perfect infinitive, appear, believe, claim, expect, hate, hope, like, love, prefer, pretend, seem, ve suppose gibi fiillerle sıkça kullanılır.

 

Aşağıdaki cümleleri inceleyiniz.

 

PERFECT INFINITIVE

 

 

 Subject verb to have V3 object

 

 

- She seemed to have hurt herself.

(= It seemed that she had hurt herself.)

(Kendini yaralamış gibi gözüküyordu.)

 

- He seems to have passed the exam.

(= It seems that he has passed the exam.)

(Sınavı kazanmış gibi görünüyor.)

 

- You seem to have annoyed him.

(= It seems that you have annoyed him.)

(Onu kızdırmış gibi gözüküyorsun.)

 

- She seems to have left him.

(= It seems that she has left him.)

(Onu terk etmişe benziyor.)

 

- Mary seems to have made a mistake.

(= It seems that Mary has made a mistake.)

(Mary bir hata yapmış gibi görünüyor.)

 

- She appears to have got lost.

(= It appears that she has got lost.)

(Kaybolmuş gibi gözüküyor.)

 

- Linda appears to have heard the bad news.

(= It appears that Linda has heard the bad news.)

(Linda kötü haberi duymuş gibi gözüküyor.)

 

- I am glad to have found a good job.

(= I am glad that I have found a good job.)

(İyi bir iş bulduğuma memnunum.)

 

- I am glad to have known you.

(= I am glad that I have known you.)

(Seni tanıyor olmaktan mutluyum.)

 

- I'm glad to have studied chemistry at university.

(= I am glad that I studied chemistry at university.)

(Üniversitede kimya okuduğuma memnunum.)

 

- She claims to have found a cure for cancer.

(= She claims that she has found a cure for cancer.)

(Kansere çare bulduğunu iddia ediyor.)

 

- I hope to have graduated from university by the end of this month.

(= I hope that I will have graduated from university by the end of this month.)

(Bu ayın sonuna kadar üniversiteden mezun olmayı umuyorum.)

 

- She was sorry to have missed the concert.

(= She was sorry that she had missed the concert.)

(Konseri kaçırmış olmaktan dolayı üzgündü.)

 

- She was sorry to have lost her cat.

(= She was sorry that she had lost her cat.)

(Kedisini kaybetmiş olduğu için üzgündü.)

 

- She is likely to have been at work then.

(= It is likely that she was at work then.)

(O sırada muhtemelen işteydi.)

 

- Sam is delighted to have gained your support.

(Sam, sizin desteğinizi almış olduğu için memnun.) 

 

- We are delighted to have gained a lot of new fans.

(Pek çok yeni taraftar kazanmış olmaktan memnunuz.)

 

- I am happy to have found this forum.

(Bu forumu bulduğum için mutluyum.)

 

- You are fortunate to have led an easy life.

(Kolay bir yaşam sürdüğün için şanslısın.)

 

- I was so pleased to have had the chance to work with you.

(Sizinle çalışma fırsatını yakaladığım için çok memnun oldum.)

 

- I would prefer to have watched a documentary than a stupid horror film.

(Aptalca bir korku filmindense bir belgesel seyretmiş olmayı tercih ederdim.)

 

- She expects to have finished the project by November.

(Projeyi Kasım ayına kadar bitirmiş olmayı umuyor.)

 

- He pretended to have learned from his mistakes but within a week he was back to his old tricks.

(Hatalarından ders almış gibi yaptı ama bir hafta içinde eski numaralarına geri döndü.)

 

- He pretended to have left his wallet at home.

(Cüzdanını evde unutmuş gibi yaptı.)

 

- Melissa is the first person to have handed in the project.

(Melissa projeyi teslim eden ilk kişi.)

 

- Sri Lanka is the only country in the world to have ended a separatist movement by military action.

(Sri Lanka askeri yöntemle ayrılıkçı bir hareketi sonlandırmış dünyadaki tek ülkedir.)

 

Perfect infinitive’i olumsuz yapmak için to’dan önce not getirilir.

 

- She was disappointed not to have passed her driving test.

(= She was disappointed that she hadn’t passed her driving test.)

(Sürücü sınavını geçemediği için hayal kırıklığına uğradı.)

 

- I am sorry not to have helped you.

(= I am sorry that I haven’t helped you.)

(Sana yardım etmediğim için üzgünüm.)

 

- You are lucky not to have met him.

(= You are lucky that you haven’t met him.)

(Onunla karşılaşmadığın için şanslısın.)

 

- He pretended not to have understood me.

(= He pretended that he didn’t understand me.)

(Beni anlamamış gibi yaptı.)

 

Daha önce de belirtildiği gibi believe, say, fear, think, allege, consider, report, rumour, suppose, know, expect, understand ve think fiilleri edilgen kullanıldığında arkalarından sıklıkla infinitive getirilir. Bu perfect infinitive de olabilir.

 

- She is said to have been a good leader.

(= People say that she was a good leader.)

(İyi bir lider olduğu söyleniyor.)

 

- Native to some parts of Asia, spinach is believed to have originated in ancient Persia.

(= People believe that spinach originated in ancient Persia.)

(Anavatanı Asya’nın bazı bölgeleri olan ıspanağın eski İran’dan çıktığına inanılıyor.)

 

- Nick was assumed to have left the city the day before.

(= They assumed that Nick had left the city the day before.)

(Nick’in önceki gün şehri terk ettiği düşünülüyordu.)

 

- The robber is alleged to have pointed his gun at the cashier.

(= They allege that the robber pointed his gun at the cashier.)

(Soyguncunun silahını kasiyere doğrulttuğu iddia ediliyor.)

 

- The contractor was supposed to have finished the project by October 1.

(Müteahhidin 1 Ekim’e kadar projeyi bitirmiş olması gerekiyordu.) 

 

Would ratherdan sonra tosuz perfect infinitive kullanılabilir. Gerçekleşmemiş tercihlerimizi ifade etmek için kullandığımız bu yapı “yapmış olmayı tercih ederdim” biçiminde tercüme edilir.

 

 

  Subject would rather have V3 object

 

 

- I’d rather have had dinner at home, but I ate out because there was nothing to eat in the kitchen.

(Akşam yemeğini evde yemeyi tercih ederdim, ama dışarıda yedim çünkü mutfakta yiyecek hiç bir şey yoktu.)

 

Perfect infinitive edilgen de olabilir. Bunun için tıpkı Present Perfect Tense’in edilgen yapısında olduğu gibi have ile V3 arasına been getirilir.

 

 

 to have been V3

 

 

- She claims to have been forced into marriage against her will.

(= She claims that she was forced into marriage against her will.)

(İradesi dışında evliliğe zorlandığını iddia ediyor.)

 

- He claims to have been abducted by aliens from outer space.

(= He claims that he was abducted by aliens from outer space.)

(Dünya dışı varlıklar tarafından kaçırıldığını iddia ediyor.)

 

- He claimed to have been tortured in prison.

(= He claimed that he had been tortured in prison.)

(Hapishanede kendisine işkence edildiğini iddia etti.)

 

- This play seems to have been written by Shakespeare.

(= It seems that this play was written by Shakespeare.)

(Bu oyun Shakespeare tarafından yazılmışa benziyor.)

 

- He appears to have been given a pay rise.

(= It appears that he has been given a pay rise.)

(Maaşına zam yapılmış gibi görünüyor.)

 

- Several climbers are feared to have been caught up in an avalanche on Ben Nevis, the UK's highest mountain.

(= It is feared that several climbers have been caught up in an avalanche on Ben Nevis, the UK's highest mountain.)

(Birkaç dağcının Birleşik Krallığın en yüksek dağı olan Ben Nevis’de çığa yakalandıklarından korkuluyor.)

 

- We were happy to have been chosen for the committee. 

(= We were happy that we had been chosen for the committee.)

(Komiteye seçilmiş olmaktan dolayı mutlu olduk.)

 

- He is reported to have been arrested.

(= It is reported that he has been arrested.)

(Tutuklandığı bildiriliyor.)

 

- He is known to have been abandoned by his family.

(= People know that he was abandoned by his family.)

(Ailesi tarafından terk edildiği biliniyor.)

 

- They are believed to have been detained in China.

(= People believe that they have been detained in China.)

(Çin’de alıkoyulduklarına inanılıyor.)

 

Perfect infinitive cümlenin öznesi de olabilir.

 

- To have completed the project on time was a great success.

(Projeyi zamanında bitirmiş olmak büyük bir başarıydı.)

 

- To have beaten Real Madrid would have been fantastic, but we lost the match.

(Real Madrid’i yenmiş olmak harika olurdu ama maçı kaybettik.)

 

19. Perfect continuous infinitive “to have been Ving” biçimindedir. Ana eylem gerçekleşmeden önce başlamış ve halen devam etmekte olan veya bir süre devam edip sona eren eylemleri ifade etmek için kullanılır.

 

PERFECT CONTINUOUS INFINITIVE

 

 

 to have been Ving

 

 

- Life seems to have been going too fast for me to keep up with it over the past few weeks.

(Hayat son birkaç haftadır yetişemeyeceğim kadar hızlı geçiyor gibi geliyor.)

(= It seems that life has been going too fast for me to keep up with it over the past few weeks.)

 

- Most of her injuries seemed to have been healing fast.

(Yaralarının çoğu hızla iyileşiyor gibi görünüyordu.)

(= It seemed to me that most of her injuries had been healing fast.)

 

- The plant appears to have been leaking radioactive water since March 2011.

(Tesis, Mart 2011’den beri radyoaktif su sızdırıyor gibi görünüyor.)

(= It appears that the plant has been leaking radioactive water since March 2011.)

 

- John appears to have been suffering from this illness for a long time.

(John, bu hastalıktan uzun zamandır çekiyor gibi gözüküyor.)

(= It appears that John has been suffering from this illness for a long time.)

 

- He pretended to have been working hard.

 (Çok yoğun çalışmaktaymış gibi yaptı.)

(= He pretended that he had been working hard.)

 

- They are believed to have been living in that part of the Amazon for a long time.

 (Uzun zamandır Amazon’un o kısmında yaşıyor oldukları düşünülüyor.)

(= People believe that they have been living in that part of the Amazon for a long time.)

 

 - The murderer is thought to have been hiding in the forest.

 (Katilin ormanda saklanmakta olduğu düşünülüyor.)

(= People think that the murderer has been hiding in the forest.)

 

- The two men were thought to have been trying to escape from the country.

(İki adamın ülkeden kaçmaya çalıştıkları düşünüldü.)

(= People thought that the two men had been trying to escape from the country.)

 

- I am glad to have been sharing the flat with you.

(Daireyi seninle paylaşıyor olmaktan dolayı mutluyum.)

(= I am glad that I have been sharing the flat with you.)

 

20. Aşağıdaki tabloda görülen yapı (be to V1) resmi yazılarda görülür. Plan, talimat ve emirleri ifade etmek için kullanılır. Ayrıca bu yapı geleceğe ilişkin gazete, radyo ve televizyon haberlerini verirken de kullanılabilir. Günlük konuşmada will V1 veya must V1 ile daha doğal ifade edilir.

 

                 

                  am

  Subject   is      to   V1   object

                  are

 

 

Bir şeyin planlandığını, programlandığını ya da kesin olarak yapılacağını anlatır. Özellikle haber dilinde, tarihsel anlatımlarda sık geçer.

 

- The president is to visit Turkey next week.

(Cumhurbaşkanı önümüzdeki hafta Türkiye’yi ziyaret edecek.)

 

- The new law is to come into force in January.

(Yeni yasa Ocak ayında yürürlüğe girecek.)

 

- The leaders are to meet in Istanbul. (Resmi plan)

(Liderler İstanbul’da toplanacak.)

 

- The president is to visit Bulgaria next week. (Resmi plan)

(Başkan gelecek hafta Bulgaristan’ı ziyaret edecek.)

 

- The train is to leave at 8 o’clock. (Resmi plan)

(Tren 8’de hareket edecek.)

 

- You are to obey all federal, state and local laws. (Emir)

(Bütün federal, eyalet ve yerel kanunlara uyacaksınız.)

 

- You are to hand in your projects by 10 February. (Talimat)

(Projelerinizi 10 Şubat’a kadar teslim edeceksiniz.)

 

- All employees are to act honestly and professionally when dealing with customers.

(Bütün çalışanlar müşterilerle ilgilenirken dürüst ve profesyonel bir şekilde hareket edecek.)

 

- You are to be back by 11 o’clock. (Talimat)

(Saat 11’e kadar dönmüş olacaksınız.)

 

- All students are to take an exam at the end of this course. (Talimat)

(Tüm öğrenciler bu eğitimin sonunda bir sınava girecek.)

 

- All teachers are to record students’ attendance daily. (Talimat)

(Tüm öğretmenler öğrencilerin devam durumlarını her gün kaydedecek.)

 

Cümleyi olumsuz yapmak için be’den sonra not getirilir. Özellikle yasaklamalarda (be not to V1) kullanılır.

 

- You are not to take photos in the museum.

(Müze içinde fotoğraf çekmeyeceksiniz.)

 

- You are not to leave the school without my permission.

(Benim iznim olmadan okulu terk etmeyeceksiniz.)

 

- You are not to be late again.

(Bir daha geç kalmayacaksınız.)

 

Aşağıdaki tabloda da görüldüğü gibi bu yapıda infinitive’i edilgen yapmak için to’dan sonra be V3 getirilir.

 

                 

                  am

  Subject   is     to   be   V3   object

                  are

 

 

- The meeting is to be held on 2 April.

(Toplantı 2 Nisan’da düzenlenecek.)

 

- Computers are to be used for academic purposes only.

(Bilgisayarlar sadece akademik amaçlar için kullanılacak.)

 

- Projects are to be completed by the agreed-upon deadlines.

(Projeler kararlaştırılan son tarihe kadar tamamlanacak.)

 

- In the last week of the year, all the books are to be returned to the library.

(Yılın son haftasında tüm kitaplar kütüphaneye iade edilecek.)

 

- The clay tablet is to be flown home from Britain after being looted during the Iraqi War.

(Kil tablet, Irak savaşı esnasında yağmalandıktan sonra Britanya’dan evine uçakla gönderilecek.)

 

- Project reports are to be handed in at the end of semester two.

(Proje raporları ikinci dönemin sonunda teslim edilecek.)

 

                 

                  was        

 Subject               to   V1   object

                  were

 

 

Bu kalıp, özellikle resmî planlar, programlanmış olaylar, kader/kaçınılmazlık ya da beklenti anlatırken kullanılır. Türkçeye genelde “yapması planlanıyordu”, “yapacaktı” (ama yapıp yapmadığı belli değil), “yapması gerekiyordu” şeklinde çevrilir. Resmî veya yazılı İngilizcede sık görülür (haber, biyografi, tarih anlatımı gibi). Günlük konuşmada yerine genellikle was supposed to veya was going to kullanılır.

 

- Mr Roberts was to address the Congress.

(Mr Roberts Kongreye hitap edecekti.)

 

Burada o konuşmanın gerçekten yapılıp yapılmadığı belli değil. Cümle sadece bir plan, program ya da beklentiden bahsediyor.

 

- The treaty was to change the course of history.

(Antlaşma tarihin gidişatını değiştirecekti.)

 

- They were to meet again in Paris two years later.

(İki yıl sonra Paris’te yeniden buluşmaları planlanmıştı. / İki yıl sonra Paris’te tekrar buluşacaklardı.)

 

Buluşmanın gerçekleşip gerçekleşmediği belli değil. Bu cümle sadece “plan / program” veya “kaçınılmazlık” anlatıyor.

 

- He was to become one of the greatest writers of his generation. (Kader / Kaçınılmazlık)

(O, kuşağının en büyük yazarlarından biri olacaktı.)

 

- They were never to see each other again. (Kader / Kaçınılmazlık)

(Bir daha asla birbirlerini görmeyeceklerdi.)

 

Planlanmış bir eylem zamanında gerçekleşmediğinde ise be to + perfect infinitive (was / were to have V3) kullanılır.

 

                 

                   was        

  Subject              to  have  V3  object

                   were

 

 

- Mr Roberts was to have addressed the Congress, but he wasn’t able to do so because of his illness.

(Bay Roberts kongreye hitap edecekti ama hastalığından dolayı yapamadı.)

(The arranged event did not actually happen.)

 

- I was to have visited my grandfather, but there was a blizzard. (The visit didn’t happen.)

(Dedemi ziyaret edecektim ama bir kar fırtınası oldu.)

 

- They were to have visited James Bond Island, but the trip was cancelled because of heavy rainfall.

(James Bond adasını ziyaret edeceklerdi ama şiddeti yağış yüzünden gezi iptal edildi.)

 

- Professor Adams was to have retired on May 25, 1990, but died on May 5, after a severe illness of several weeks.

(Profesör Adams 25 Mayıs 1990’da emekli olacaktı ama birkaç hafta süren şiddetli bir rahatsızlığın ardından 5 Mayıs’ta öldü.)

 

- He was to have given a concert tonight, but his flight was cancelled because of heavy snowfall.

(Bu gece bir konser verecekti ama uçuşu şiddetli kar yağışından dolayı iptal edildi.)

 

21. Aşağıdaki edilgen fiiller, olması beklenen, gereken veya planlanan eylem ve durumları ifade etmek için sıklıkla kullanılır.

 

 

                                        expected to V1

 Subject   am / is / are   supposed to V1    object

                                        scheduled to V1

 

 

- You are supposed to be at the meeting now.

(= You should be at the meeting now.)

(Şu anda toplantıda olman gerek.)

 

- Parents are supposed to be affectionate to their children.

(= Parents should be affectionate to their children.)

(Anne ve babaların çocuklarına karşı şefkatli olmaları gerekir.)

 

- We are supposed to make our beds when we get up in the morning.

(= We should make our beds when we get up in the morning.)

(Sabah kalkınca yataklarımızı yapmamız gerekiyor.)

 

- You are supposed to obey the law.

(= You must obey the law.)

(Kanunlara uyman gerek.)

 

- Temperatures are supposed to rise steadily throughout the week.

(Sıcaklıkların hafta boyunca sürekli artması bekleniyor.)

 

- She is supposed to return tomorrow.

(Yarın dönmesi gerekiyor.)

 

- It is supposed to rain tomorrow.

(Yarın yağmur yağması bekleniyor.)

 

- Tell me what I am supposed to do.

(Bana ne yapmam gerektiğini söyle.)

 

- The magician is supposed to pull a rabbit out of his hat.

(Sihirbazdan şapkadan tavşan çıkarması beklenir.)

 

- My father is supposed to do exercise if he wants to keep fit.

(Babam zinde kalmak istiyorsa egzersiz yapmalı.)

 

- What are we supposed to do in a situation like this?

(Böyle bir durumda ne yapmamız gerekiyor?)

 

- What am I supposed to say?

(Ne söylemem gerekiyor?)

 

- How am I supposed to do that?

(Bunu benden yapmamı nasıl beklersin?)

 

- We are not supposed to leave the garden.

(Bahçeden ayrılmamamız gerekiyor.)

 

- We are expected to smile at work.

(İş yerinde güler yüzlü olmamız bekleniyor.)

 

- She was expected to bring up her brothers and sisters.

(Kardeşlerini büyütmesi bekleniyordu.)

 

- At 14 she was expected to leave school, get a job and earn money for the family to live on.

(On dört yaşında okuldan ayrılması, bir işe girmesi ve ailenin geçinmesi için para kazanması gerekti.)

 

- The train is scheduled to arrive at the station at 7.45.

(Trenin 7.45’te istasyona varması planlanmış.)

 

- The train is scheduled to depart at five.

(Trenin 5.00’te hareket etmesi planlanmış.)

 

- The museum is scheduled to be open from 1 p.m. to 5 p.m. on March 2.

(Müzenin 2 Mart’ta öğleden sonra 1.00’den 5.00’e kadar açık olması planlanıyor.)

 

- The museum is scheduled to open next May.

(Müzenin gelecek Mayıs’ta açılması planlanıyor.)

 

- The match is scheduled to begin at 13.30.

(Maçın 13.30’da başlaması planlanıyor.)

 

Aşağıdaki cümlede infinitive edilgendir.

 

- The hospital is scheduled to be completed by the summer.

(Hastanenin yaz mevsimine kadar tamamlanması planlanıyor.)

 

Öznenin konuşma anında yapıyor olması gerektiği halde yapmadığı eylemleri ifade ederken be supposed todan sonra continuous infinitive (to be Ving) kullanılabilir.

 

 

 Subject am / is / are supposed to be Ving object

 

 

- You are supposed to be helping your father now.

(Şu anda babana yardım ediyor olman gerekiyor.)

 

- We are supposed to be discussing some important matters now.

(Bizim şu anda bazı önemli meseleleri tartışıyor olmamız gerekiyor.)

 

Yapılması gereken, olması beklenen ya da planlanan eylem gerçekleşmediğinde, durum be supposed to’nun geçmiş biçimi olan was / were supposed to ile ifade edilir.

 

 

 Subject was / were supposed to V1 object

 

 

- Betty was supposed to be at a business meeting at 3.00. It's now 3.15.

(Betty’nin saat 3’te bir iş toplantısında olması gerekiyordu. Şu anda saat 3.15.)

 

- They were supposed to be here at 5 o’clock.

(Saat 5’te burada olmaları gerekiyordu.)

 

- He was supposed to win the race, but he wasn’t able to.

(Yarışı kazanması bekleniyordu ama kazanamadı.)

 

- I was supposed to save some money, but I didn’t.

(Biraz para biriktirmem gerekirdi ama yapmadım.)

 

- The pay was supposed to be high.

(Maaşın yüksek olması gerekiyordu.)

 

- You were supposed to be in bed.

(Yatakta olmanız gerekirdi.)

 

- They were supposed to deliver the goods on Friday.

(Malları cuma günü teslim etmeleri gerekirdi.)

 

- The plane was supposed to land twenty minutes ago.

(Uçağın yirmi dakika önce inmesi gerekiyordu.)

 

- You were supposed to be looking after your little brother.

(Kardeşine bakıyor olman gerekirdi.)

 

Bu yapıda perfect infinitive de kullanılabilir.

 

 

 Subject was / were supposed to have V3 object

 

 

Aşağıdaki cümleler anlam bakımından aynıdır.

 

- You were supposed to have done it yesterday.

(= You were supposed to do it yesterday.)

(= You should have done it yesterday.)

(Bunu dün yapmış olman gerekirdi. / Bunu dün yapmış olmalıydın.)

 

- We were supposed to have met other campers in the area.

(= We were supposed to meet other campers in the area.)

(= We should have met other campers in the area.)

(Bölgedeki diğer kampçılarla buluşmuş olmalıydık.)

 

- We were supposed to have got married last summer.

(= We were supposed to get married last summer.)

(= We should have got married last summer.)

(Geçen yaz evlenmiş olmamız gerekiyordu.)

 

22. Be to’nun bir diğer kullanım yeri de if clause cümlelerdir. Bir olayın gerçekleşmesi için ön koşulu ifade ederken kullanılır. Bunlardan ilki gelecek hakkında konuşurken if’den sonra gelen eylemin gerçekleşme ihtimalinin yok denecek kadar az olduğuna veya gerçekleşmesinin çok güç olduğuna vurgu yapar.

 

                 

  If subject am / is / are to V1 object, subject …

                  

 

- If she is to become the manager, she has to work harder than men.

(Eğer müdür olacaksa, erkeklerden daha çok çalışmalı.)

 

- If there is to be peace in the world, all countries have to respect each other.

(Eğer dünyada barış olacaksa, tüm ülkeler birbirlerine saygı göstermek zorunda.)

 

- If you are to decrease the inflation rate in the country, you must make a balanced budget first.

(Eğer enflasyonu düşürecekseniz, önce dengeli bütçe yapmalısınız.)

 

- We must work hard if we are to beat them.

(Onları yeneceksek, çok çalışmalıyız.)

 

- If she is to get a good grade in her project report, she needs to focus on her work.

(Proje raporundan iyi bir not alacaksa, işine odaklanması gerekiyor.)

 

İkincisi şu ana ya da geleceğe ilişkin farazi konuşurken kullanılır. If’den sonra gelen eylemin gerçekleşme ihtimalinin az olduğuna veya çok güç olduğuna vurgu yapar.

 

                      

 If subject were to V1 object, subject would / could V1 object

                    

 

- If I were to set up my own business, I would do market research first.

(Eğer kendi işimi kuracak olsaydım, önce pazar araştırması yapardım.)

 

- If he were to lie, he would be punished by his parents.

(Yalan söylese annesi ve babası tarafından cezalandırılır.)

 

- If I were to attempt to write down the titles of all the books I have read so far, the list would take pages.

(Şimdiye kadar okuduğum bütün kitapların adlarını yazmaya kalksam, liste sayfalar alırdı.)

 

- If you were to do it again, what would you do differently?

(Eğer bunu tekrar yapacak olsaydın, neyi farklı yapardın?)

 

- If an earthquake were to hit your city, what would you do?

(Eğer deprem şehrini vursaydı, ne yapardın?)

 

Aşağıdaki yapı geçmiş hakkında konuşurken koşulun gerçekleşmiş olma ihtimalinin yok denecek kadar az olduğuna veya gerçekleşmiş olması halindeyse sonucun çok kötü olacağına vurgu yapmak için kullanılır.

 

                             

  If subject were to have V3 object, subject would / could have V3 object

                    

 

- If Katie were to have lost her job, she wouldn’t have found a new one.

(Eğer Katie işini kaybetmiş olsaydı, yeni bir iş bulamazdı.)

 

- If they were to have had an accident on that road, they could have lost their lives.

(Eğer o yolda kaza yapmış olsalardı, hayatlarını kaybedebilirlerdi.)

 

- If the bomb were to have exploded, many people would have been killed.

(Eğer bomba patlamış olsaydı, pek çok insan ölmüş olurdu.)

 

11. Aşağıda görülen fiillerden sonra gerund veya infinitive gelebilir. Ancak ikisi arasında bir anlam farkı vardır.

 

Gerund or Infinitive

 

 

 forget       remember       stop       regret       try

 

I

remember Ving: Yaptığını hatırlamak” anlamında kullanıldığında ardından gerund gelir.

 

remember to V1:Yapmayı, yapacağını, yapması gerektiğini” hatırlamak manasıyla kullanıldığında ardından infinitive gelir. Emir cümlelerinde remember fiili ardından infinitive ile kullanıldığında “bir işi yapmayı unutma” anlamındadır.

 

- Remember to wake me up at 7 o’clock in the morning.

(Beni sabah saat 7’de uyandırmayı unutma.)

 

- Please remember to tell him that I will be at a meeting at 3.00 o’clock tomorrow.

(Lütfen yarın saat 3’te toplantıda olacağımı ona söylemeyi unutma.)

 

- I remember to pick up the children.

(Çocukları almam gerektiğini hatırlıyorum.)

 

- I remembered to book a hotel.

(Otelden yer ayırtmam gerektiğini hatırladım.)

 

- I remember booking a hotel.

(Otelden yer ayırttığımı hatırlıyorum.)

 

- She remembered meeting him at a party.

(Onunla bir partide tanıştığını hatırlıyor.)

 

forget Ving: Geçmişte yaptığımız bir işi daha sonra unutmak” anlamındaysa ardından gerund kullanılır.

 

forget to V1: Yapmayı planladığımız ya da düşündüğümüz bir işi yapmayı unutmak” anlamıyla kullanıldığında ardından infinitive gelir.

 

- Okay, I promise you. I won’t forget to water the plants.

(Tamam, sana söz veriyorum. Bitkileri sulamayı unutmayacağım.)

 

- I forgot watering the plants and I watered them for the second time.

(Bitkileri suladığımı unuttum ve onları ikinci kez suladım.)

 

- I usually forget to turn off the lights before I go out, but this time I remember to turn them off.

(Dışarı çıkmadan önce ışıkları kapatmayı genellikle unuturum, ama bu kez onları kapatmam gerektiğini hatırlıyorum.)

 

- I will never forget meeting a lion on safari in Africa.

(Afrika’da safarideyken bir aslanla karşılaşmamı asla unutmayacağım.)

 

regret Ving: Geçmişte yaptığımız ya da yapmadığımız bir işten dolayı “pişman olmak” veya “üzüntü duymak” anlamında kullanıldığında ardından gerund gelir.

 

regret to V1: Tell, say ve inform gibi fiillerle sıkça infinitive kullanılır. Bu durumda “bir şeyi yapacak olmaktan üzüntü duymak” anlamındadır.

 

- She regrets buying it because it doesn’t work properly.

(Onu aldığına pişman, çünkü doğru dürüst çalışmıyor.)

 

- He regrets spending all his money before the end of the month.

(Ayın sonu gelmeden bütün parasını harcadığına pişman.)

 

- I regret lying to my family.

(Aileme yalan söylediğim için pişmanım.)

 

- I regret not studying enough.

(Yeterince çalışmadığıma pişmanım.)

 

- I regret not apologizing to Helen.

(Helen’den özür dilemediğim için üzülüyorum.)

 

- I regret to say that you did not gain admission to Harvard.

(Harvard’a kabul edilmediğinizi söylemekten üzüntü duyuyorum.)

 

- I regret to tell you that I can’t come with you.

(Sizinle gelemeyeceğimi söylemekten üzüntü duyuyorum.)

 

- I regret to inform you that you couldn’t get a passing grade.

(Sizi geçer not alamadığınız konusunda bilgilendirmekten dolayı üzgünüm.)

 

stop Ving:Yapmakta olduğumuz bir işi durdurmak / yapmayı bırakmak” anlamında kullanılır.

 

stop to V1:Bir şeyi yapmak için durmak” anlamındadır.

 

- My father stopped smoking when the doctor told him to give it up.

(Doktor babama sigara içmeyi bırakmasını söyleyince babam sigarayı bıraktı.)

 

- When some guests arrived after dinner, I stopped studying.

(Yemekten sonra misafirler gelince, ders çalışmayı bıraktım.)

 

- She stops doing housework when her baby begins crying.

(Bebeği ağlamaya başlayınca ev işi yapmayı bırakır.)

 

- My father stopped to smoke.

(Babam sigara içmek için durdu.)

 

- When a loud noise was heard, everybody in the street stopped to see what had happened.

(Büyük bir gürültü duyulunca sokaktaki herkes ne olduğunu görmek için durdu.)

 

try: Çalışmak”, “çabalamak”, “gayret etmek” anlamındaysa ardından infinitive kullanılır.

 

try: “Denemek” anlamında kullanılıyorsa, ardından gerund gelir.

 

- Try not to scare the cat.

(Kediyi korkutmamaya çalış.)

 

- I tried hard to catch the train, but I couldn’t.

(Treni yakalamak için çok gayret ettim ama yapamadım.)

 

- She tried to persuade her father to let her go to the party.

(Babasını partiye gitmesine izin vermesi için ikna etmeye çalıştı.)

 

- We tried to figure out how to raise money for a charity.

(Bir hayır kurumu için nasıl para toplayabileceğimizi bulmaya çalıştık.)

 

- Because it was very hot last night, I couldn’t get to sleep. I tried opening the window, but it didn’t work. Then I took a cold shower. It worked!

(Dün gece çok sıcak olduğu için uyuyamadım. Pencereyi açmayı denedim, ama işe yaramadı. Sonra soğuk bir duş aldım. Bu işe yaradı.)

 

mean: Niyetinde olmak” anlamında kullanıldığında ardından infinitive gelir.

 

mean: Demek”, “anlamına gelmek” manasındaysa ardından gerund kullanılır.

 

- I didn’t mean to frighten you.

(Seni korkutmak niyetinde değildim.)

 

- Being healthy means eating healthily.

(Sağlıklı olmak, sağlıklı beslenmek demektir.)

 

propose: “Başkalarının düşünmesi ve değerlendirmesi için bir fikir sunmak” anlamındaysa ardından gerund gelir.

 

- He proposed making some constitutional amendments.

(Bazı anayasal değişiklikler yapmayı önerdi.)

 

propose: “Niyetinde olmak” anlamında kullanıldıysa ardından infinitive gelir.

 

- How do you propose to complete the project in such a short time?

(Böylesine kısa bir sürede projeyi nasıl bitirmek niyetindesiniz?)

 

go on Ving: Bir işi yapmaya devam etmek” anlamında kullanıldığında ardından gerund gelir.

 

- Go on driving until you get to the traffic lights.

(Trafik ışıklarına varana kadar sürmeye devam et.)

 

- We went on studying together.

(Birlikte çalışmaya devam ettik.)

 

go on to V1: Bir eylemden sonra başka bir eylemi yapmaya geçmek” anlamındaysa infinitivele kullanılır.

                                                                                                     

- When we finished the stadium project, we went on to design a new shopping mall.

(Stadyum projesini bitirince, yeni bir alışveriş merkezi tasarlamaya geçtik.)

 

12. See, watch, hear, listen, feel, smell, notice ve observe gibi duyu fiillerinden sonra somebody / something, ardından da gerund veya to’suz infinitive kullanılabilir. Ancak infinitive veya gerund kullanımı arasında küçük bir anlam farkı vardır.

 

 

                    see

                    watch

                    hear

  Subject     listen     somebody / something   Ving / V1  object

                    feel

                    smell

                    notice

                    observe

 

 

Aşağıdaki cümleleri inceleyiniz.

 

- I saw him get on the bus.

(Onun otobüse bindiğini gördüm.)

 

(Tüm olayı baştan sona gördüğüm anlaşılıyor.)

 

- I saw him getting on the bus.

(Onu otobüse binerken gördüm.)

 

(Anlaşılıyor ki onu gördüğümde eylem tamamlanmamıştı. Otobüse binme eylemi devam ederken onu bir an gördüm.)

 

- I saw the children playing in street.

(Çocukları sokakta oynarken gördüm.)

 

(Bu cümlede çocukları sokakta oynarken bir an için gördüğüm anlaşılıyor.)

 

- She saw smoke rising from the factory.

(Fabrikadan duman yükseldiğini gördü.)

 

- I watched my son play in the park.

(Oğlumun parkta oynamasını seyrettim.)

 

(Oğlum oyun oynarken bu eylemi baştan sona seyrettiğim anlaşılıyor.)

 

- We watched her dance.

(Onu dans ederken izledik.)

(Dans etme eylemini baştan sona izlediğimiz anlaşılıyor.)

 

- I was walking down the street. Then I saw a gardener. I watched him watering the garden.

(Onun bahçeyi sulamasını izledim.)

 

(Devam etmekte olan eylemi bir süre izlediğim anlaşılıyor.)

 

- I watched the mechanic repairing my car.

(Tamirciyi arabamı tamir ederken seyrettim.)

 

(Tamir etme eylemi devam ederken bir süre buna tanıklık ettiğim anlaşılıyor.)

 

- I listened to her sing for the first time.

(Onun şarkı söylerken ilk kez dinledim.)

 

(O şarkı söylerken ben de başından sonuna kadar onu dinledim.)

 

- The teacher noticed him cheating in the exam.

(Öğretmen onu sınavda kopya çekerken gördü.)

 

- As I walked past his office, I heard him talking to his business partner.

(Odasının önünden geçerken, onu iş ortağıyla konuşurken duydum.)

 

- I felt something crawling on my leg.

(Bacağımın üstünde bir şeyin süründüğünü hissettim.)

 

- I smell something burning.

(Yanan bir şeyin kokusunu alıyorum.)

 

- Astronomers observed a star exploding in one of our neighbouring galaxies.

(Gök bilimciler komşu galaksilerden birinde bir yıldızın patlamasını gözlemlediler.)

 

Bu fiillerin can ve could’la kullanımlarından sonra gerund kullanılır. Söz konusu durumlarda infinitive kullanılmaz.

 

- I can hear people talking.

(İnsanların konuştuğunu duyabiliyorum.)

 

- I could hear her coming into the house.

(Onu eve girerken duyabildim.)

 

Daha önce need, require ve want fiillerinden sonra infinitive geldiğini öğrenmiştik. Ancak bu fiillerden sonra gelen fiillerin edilgen olması halinde gerund ya da passive infinitive yapılardan biri kullanılabilir. 

 

- The carpets need washing. They are filthy.

- The carpets need to be washed. They are filthy.

(Halıların yıkanması gerek. Çok pisler.)

 

- The car requires washing.

- The car requires to be washed.

(Arabanın yıkanması gerek.)

 

13. Aşağıdaki fiillerden sonra doğrudan gerund (Ving) gelebilir. Ancak fiilden sonra nesne (somebody) gelmesi durumunda infinitive’le kullanılırlar. Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz.

 

advise: tavsiye etmek

 

- I advised having a rest.

(İstirahat etmeyi tavsiye ettim.)

 

- I advised him to have a rest.

(Ona istirahat etmesini tavsiye ettim.)

 

allow: izin vermek

 

- My country doesn't allow smoking in public places.

(Ülkem kamu alanlarında sigara içmeye izin vermiyor.)

 

- My country doesn't allow people to smoke in public places.

(Ülkem kamu alanlarında insanların sigara içmesine izin vermiyor.)

 

encourage: teşvik etmek

 

- He encourages taking part in chess tournaments.

(Satranç turnuvalarına katılmaları için teşvik eder.)

 

- He encourages his students to take part in chess tournaments.

(O, öğrencilerini satranç turnuvalarına katılmaları için teşvik eder.)

 

permit: izin vermek

 

- In my country they don’t permit using mobile phones in schools.

(Benim ülkemde okullarda cep telefonu kullanımına izin vermiyorlar.)

 

- In my country they don’t permit students to use mobile phones in schools.

(Benim ülkemde öğrencilerin okullarda cep telefonu kullanmalarına izin vermiyorlar.)

 

recommend: önermek

 

- I wouldn’t recommend staying at that hotel. The beds are awful.

(O otelde kalmayı önermem. Yatakları berbat.)

 

- I don’t recommend you to stay at that hotel. The beds are awful.

(Size o otelde kalmanızı önermiyorum. Yatakları berbat.)

 

require: gerektirmek, istemek

 

- Writing a good essay requires doing extensive research on topic.

(İyi bir makale yazmak konu üzerinde geniş çaplı bir araştırma yapmayı gerektirir.)

 

- Our teacher required us to do extensive research about an essay topic.

(Öğretmenimiz bizden bir makale konusu hakkında geniş çaplı bir araştırma yapmamızı istedi.)

 

urge: teşvik etmek, ısrarla önermek

 

- The government urge saving money.

(Hükümet para tasarrufu yapmayı ısrarla öneriyor.)

 

- The government urge the citizens to save money.

(Hükümet vatandaşlara para tasarrufu yapmalarını ısrarla öneriyor.)

 

forbid: yasaklamak

 

- The authorities forbade entering the museum because of a robbery.

(Yetkililer bir soygundan dolayı müzeye girişi yasakladı.)

 

- The authorities forbade everyone to enter the museum because of a robbery. 

(Yetkililer bir soygundan dolayı müzeye girişi herkese yasakladı.)

 

Like, love, hate ve prefer fiillerini genel anlamda kullanıyorsak söz konusu fiillerden sonra gerund kullanılır. Ancak belli bir zaman ve durum için kullanıldıklarında söz konusu fiillerin ardından infinitive gelir.

 

like:

 

- I like cooking.

(Yemek yapmayı seviyorum.)

 

(Benim için yemek yapmak her zaman keyif veren bir eylemdir.)

 

- I like to cook.

(Yemek yapmak güzel olur.)

 

(Yemek yapmak benim için genel anlamda keyif veren bir eylem olmasa da bu eylemi şimdi gerçekleştirmek iyi olur. Şu anda yemek yapmak iyi bir fikir.)

 

hate:

 

- I hate doing housework.

(Ev işi yapmaktan hiç hoşlanmam.)

 

(Genel anlamda ev işi yapmayı sevmem.)

 

- I hate to leave this beautiful place.

(Bu güzel yerden ayrılmak hiç hoşuma gitmiyor.)

 

(Belli bir zaman, yer ve durum için bu durum söz konusu olduğundan hate fiilinden sonra infinitive kullanılmıştır.)

 

prefer:

 

- I prefer skiing.

(Kayak yapmayı tercih ederim.)

(Kayak yapmanın her zamanki – genel – tercihim olduğu anlaşılıyor.)

 

(Geleceğe ilişkin – belli bir duruma özgü olarak – tercihler ifade edilirken prefer’den sonra infinitive kullanılır.)

 

- I prefer to ski tomorrow.

(Yarın kayak yapmayı tercih ederim.)

 

- If you prefer not to stay in expensive hotels, there are cheap bed and breakfasts nearby.

(Eğer pahalı otellerde kalmayı tercih etmezsen yakınlarda ucuz oteller de var.)

 

(Genel değil belli bir duruma ilişkin tercih söz konusudur.)

 

Yukarıda sözünü ettiğimiz fiiller would’la kullanıldıklarında infinitive alırlar. Sevmek, hoşlanmak anlamlarına gelen like ve love fiilleri önünde would’la kullanıldıklarında anlamları değişir. 

 

would like: istemek

would love: istemek

 

- I would like to talk to the manager.

(Müdürle konuşmak istiyorum.)

 

- She would like to help us.

(O bize yardım etmek istiyor.)

 

Subject would like to have done object: Yapmayı çok isterdim.

Subject would love to have done object: Yapmayı çok isterdim.

 

I'd like to have gone on holiday, but I had to finish the project, so I couldn’t.

(Tatile çıkmış olmayı çok isterdim ama projeyi bitirmek zorundaydım, bu yüzden yapamadım.)

 

- I’d love to have gone to the cinema with them, but it was impossible, because I had to look after my sister.

(Onlarla sinemaya gitmiş olmayı çok isterdim ama bu imkânsızdı, çünkü kardeşime bakmak zorundaydım.)

 

Would hatenefret etmek” veya “sevmemek” anlamına gelmez. Bu kullanımıyla anlamı belli bir durum ve zaman için “bir şeyi yapmayı istememek” olarak yorumlanmalıdır. Bir başka değişle genelde yapmayı istemediğimiz şeyleri değil, belli bir durum ve zamanda yapmayı istemediğimiz şeyleri ifade ederken kullanılır.

 

would hate: istememek

 

- I would hate to hurt his feelings.

(Onu duygularını incitmek istemem.)

 

- I would hate to lose contact with them.

(Onlarla teması kaybetmek istemem.)

 

I would hate (for) somebody / something to do something: Birisinin bir şey yapmasını istememek

 

- I would hate for her to get into trouble.

(Başının belaya girmesini istemem.)

 

- I'd hate anyone to think that I cheat in exams.

(Hiç kimsenin sınavlarda kopya çektiğimi düşünmesini istemem.)

 

- Poor Michael! I would hate to have been in his position.

(Zavallı Michael! Onun durumunda olmak istemezdim.)

 

would prefer: tercih etmek

 

Genel tercihlerimizi ifade ederken ardından gerund’la birlikte prefer fiilini kullanırız. Ancak şu ana ya da geleceğe ilişkin tercihler (belli bir duruma veya zamana tercihler) ifade edilirken would prefer kullanılır. Bu tür durumları ifade ederken kullanabileceğimiz bir diğer ifade de would rather’dır.

 

 

  Subject would prefer to V1 object rather than V1 object

 

 

  Subject would rather V1 object than V1 object

 

 

- I would prefer to stay at home tonight.

(Bu gece evde kalmayı tercih ederim.)

 

- I’d prefer to eat out this evening rather than cook at home.

(I’d rather eat out this evening than cook at home.)

(Bu akşam evde yemek yapmaktansa dışarıda yemeyi tercih ederim.)

 

- I’d prefer to take a taxi rather than walk.

(I would rather take a taxi than walk.)

(Yürümektense taksiye binmeyi tercih ederim.)

 

14. Aşağıdaki fiillerden sonra gerund ya da infinitive kullanımı arasında bir fark yoktur.

 

start:

 

- She started to dance.

- She started dancing.

(Dans etmeye başladı.)

 

begin:

 

- He began to talk.

- He began talking.

(Konuşmaya başladı.)

 

continue:

 

- They continued to walk.

- They continued walking.

(Yürümeye devam ettiler.)

 

cease:

 

- They ceased to build the hospital.

- They ceased building the hospital.

(Hastaneyi inşa etmeye son verdiler.)

 

can't bear:

 

- He can't bear to be alone.

- He can't bear being alone.

 (Yalnız kalmaya tahammül edemiyor.)

 

can't stand:

 

- Nancy can't even stand to see blood.

- Nancy can't even stand seeing blood.

(Nancy kan görmeye bile tahammül edemiyor.)

 

bother:

 

- Don’t bother waiting for me.  

- Don’t bother to wait for me.

(Beni bekleme zahmetine girme.)