×
GERUND

(SİSTEME KAYIT OL, BU DERSİN VİDEOSUNU İZLE.)

ı

GERUND 

(FİİLİMSİ)

 

Gerund Türkçeye fiilimsi veya isim fiil olarak tercüme edilebilir. Gerund yani fiilimsi fiilden türetilen isimdir. İngilizcede bu, fiile “ing” takısı getirilerek yapılabilir.

 

GERUND: Ving

 

GERUND FORMS

 

Gerund biçim olarak simple gerund ve perfect gerund olmak üzere iki şekilde incelenebilir. Gerund’un her iki biçimi de edilgen yapılabilir.

 

Aşağıdaki tabloyu inceleyiniz.

 

 

  SIMPLE GERUND

  Active: doing

  Passive: being done

 

 

  PERFECT GERUND

  Active: having done

  Passive: having been done

 

 

Gerund kelimesi Türkçeye fiilimsi veya isim-fiil olarak tercüme edilebilir. Fiilimsiler, isim gibi görev yapan kelimelerdir. Bir başka değişle fiilden türetilen isimlere fiilimsi denir. Türkçede fiilden isim türetmek için fiile -me, -ma, -ış, -mek, -mak gibi ekler getirilir. İngilizcede ise fiile -ing takısı eklenerek gerund yani fiilimsi elde ederiz. Bu tür bir gerund, simple gerund olarak adlandırılır. Aşağıdaki simple gerund örneklerini inceleyiniz.

 

swimming: yüzme, yüzmek, yüzüş

being: olma, oluş

learning: öğrenme, öğrenmek

going: gitme, gitmek

knowing: bilme, bilmek

 

Bir gerund’ın önüne not getirerek onu olumsuz yapabiliriz. Aşağıdaki olumsuz gerund örneklerini inceleyiniz.

 

not swimming: yüzmeme, yüzmemek

not being: olmama, olmamak

not learning: öğrenmeme, öğrenmemek

not going: gitmeme, gitmemek

not knowing: bilmeme, bilmemek

 

Bir gerund’ın önünde eylemi yapan kişiyi belli etmek için iyelik sıfatı (my, your, his, her, its, our, their) kullanılabilir.

 

- his lying to me: onun bana yalan söylemesi (lie)

- your inviting me: sizin beni davet etmeniz (invite)

 

- I appreciate your inviting me to the conference.

(Beni konferansa davet etmenize müteşekkirim.)

 

- I cannot tolerate his lying to me.

(Bana yalan söylemesini hoş göremem.)

 

Gerund pek çok farklı yerde kullanılır. Aşağıda gerund’ın farklı kullanım yerleri sıralanmıştır.

 

1. Gerund cümlenin öznesi olarak kullanılabilir.

 

 

  Subject is / was subject complement

  Subject verb object

 

 

- Being a mother is not easy.

(Anne olmak kolay değil.)

 

- Being a leader of a country is a huge responsibility.

(Bir ülkenin lideri olmak büyük bir sorumluluktur.)

 

- Learning how to use this machine is not easy.

(Bu makineyi kullanmayı öğrenmek kolay değildir.)

 

- Getting a job is a fact of life for most people.

(Bir işe girmek çoğu insan için hayatın bir gerçeğidir.)

 

- Digging a well is one way for people to get water.

(Kuyu kazmak insanların su elde etmesi için bir yoldur.)

 

- Encouraging children to take up hobbies is very important for their overall development.

(Çocukları hobi sahibi olmaya teşvik etmek onların genel gelişimleri için çok önemlidir.)

 

- Singing or playing an instrument helps one relax.

(Şarkı söyleme ya da bir enstrüman çalma kişinin rahatlamasına yardımcı olur.)

 

- Doing military service makes young people better citizens.

(Askerlik yapmak gençleri daha iyi vatandaşlara dönüştürür.)

 

- Not doing enough exercise is another reason for being overweight.

(Yeterince egzersiz yapmamak fazla kilolu olmanın bir diğer nedenidir.)

 

- Being aware of the most common risks related to your computer helps you to keep your data safer.

(Bilgisayarınızla ilgili en yaygın risklerin farkında olmak veriyi daha güvenli saklamanıza yardımcı olur.)

 

2. Gerund bir cümlenin özne tamamlayıcısı (subject complement) olarak kullanılabilir.

 

 

  Subject is / was subject complement

 

 

- One of life's pleasures is having good food.

(Hayatın zevklerinden biri de güzel yiyecekler yemektir.)

 

- The hardest thing about learning a foreign language is memorizing vocabulary.

(Yabancı dil öğrenmeyle ilgili en zor şey kelimeleri ezberlemektir.)

 

- My least favourite chore is cleaning the bathroom.

(En az sevdiğim ev işi banyoyu temizlemek.)

 

- His problem is not coming to class on time.

(Onun sorunu derse zamanında gelmemesi.)

 

3. Gerund aşağıda görülen cümlelerde olduğu gibi doğrudan bir cümlenin nesnesi olarak kullanılabilir. Bir başka değişle aşağıdaki listede görülen fiillerden sonra gerund gelebilir.

 

 

 Subject   Verb   Object

 Subject   Verb   Ving

 

 

ARDINDAN GERUND KULLANILABİLEN FİİLLERİN LİSTESİ 

 

admit             He admitted cheating in the exam.

advise           She advised saving money.

anticipate     I anticipate having a good time on holiday.

appreciate    I appreciate your coming early.

avoid             He avoided looking at my face while he was lying.

complete      The director finally completed shooting the film.

consider       She considered studying abroad.

delay             He delayed renovating his house for six months.

deny              The man denied committing the crime.

discuss         We discussed setting up our own business.

dislike           I dislike travelling by plane.

enjoy             My father enjoys having a hot bath after a hard day’s work.

finish             She finished writing her first novel.

forget            I’ll never forget meeting my husband for the first time.

can't help     I couldn’t help laughing when the queen fell down the stairs.

involve          The job involves dealing with animals.

keep              Mary keeps talking about her problems.

mention        She mentioned moving to another city.

mind              I don’t mind cooking for my flatmates every day.

miss               I miss playing with my old friends in Miami.

postpone     The doctor postponed operating on my father.

practise        My son practises playing drums for two hours every day.

quit                He quit trying to solve the problem.

recall             He recalled falling asleep on the couch.

recollect       She doesn't recollect meeting him at the party.

recommend The plumber recommended changing all the water pipes in the kitchen.

regret            I regret shouting at him.

remember    I remember giving her my phone number.

resent            Mary resents his changing all her designs.

resist             I couldn't resist looking into her eyes.

risk                 She never risks walking through that part of town. It’s very dangerous.

stand             I can't stand waiting in queues.

stop               She stopped going to classes when she got sick.

suggest        The manager suggested having our meeting away from the office.

tolerate         I can never tolerate my partner’s lying in a relationship.

understand  I don't understand his leaving school.

forbid            The authorities forbade entering the national park because of a bushfire.

 

4. Gerund cümlenin nesnesi olarak bir edattan sonra da gelebilir. Aşağıdaki örneklerde de görüldüğü gibi fiil, sıfat ve isimlerden sonra gelen edatların ardından gerund sıklıkla kullanılır.

 

a) Verb + Preposition + Ving

b) Adj. + Preposition + Ving

c) Noun + Preposition + Ving

 

 

 verb + preposition + Ving

 

 

give up: bırakmak, vazgeçmek

                       

- In the end, I gave up trying to persuade my father.

(Sonunda babamı ikna etmeye çalışmaktan vazgeçtim.)

 

put off: ertelemek, tehir etmek

                       

- He always puts off doing what he has to do until the last moment.

(Her zaman yapmak zorunda olduğu şeyleri yapmayı son ana kadar erteler.)

 

apologize for: özür dilemek        

 

- My next-door neighbour apologized for making so much noise last night.

(Bitişik komşum geçen gece çok fazla gürültü yaptıkları için özür diledi.)

 

suffer from: -den yakınmak, -den muzdarip olmak, şikayetçi olmak

 

- The earthquake victims suffer from having no food or medical supplies.

(Depremzedeler yiyecek ve tıbbi malzemelerinin olmamasından yakınıyor.) 

 

refrain from: -den kaçınmak, -den uzak durmak

 

- Refrain from watching violent films. Instead, watch good programs that carry healthy content.

(Şiddet içeren filmler izlemekten kaçının. Bunun yerine sağlıklı içeriği olan iyi programlar seyredin.)

 

abstain from: -den kaçınmak, sakınmak

 

- Arguably, the biggest reason someone might abstain from getting a vaccine is simply a fear of needles.

(Şüphesiz bir insanın aşı olmaktan kaçınmasının en büyük nedeni sadece iğne korkusudur.)

 

approve of: onaylamak, tasvip etmek

 

- I don’t approve of your using alcohol.

(Alkol kullanmanı tasvip etmiyorum.)

 

disapprove of: tasvip etmemek, onaylamamak

 

- My mother disapproves of my getting married to a man I have just met.

(Annem yeni tanıştığım bir adamla evlenmemi onaylamıyor.)

argue about: karşı çıkmak

 

- He argued about getting arrested.

(Tutuklanmasına karşı çıktı.)

 

worry about: hakkında endişe etmek

 

- Lauren's family are very important to her and she worries about being away from them.

(Lauren’in ailesi onun için çok önemli ve o onlardan uzakta olduğu için endişeli.)

 

participate in: katılmak, iştirak etmek

 

- Last weekend, we participated in raising money for the Breast Cancer Research Foundation.

(Geçen hafta Göğüs Kanseri Araştırma Vakfı için para toplamaya katıldık.)

 

deal with: -le ilgilenmek, ele almak

 

- They must deal with managing their finances.

(Mali durumlarının yönetimiyle ilgilenmeliler.)

 

feel like: canı istemek

 

- I don’t understand why she doesn't feel like eating anything.

(Neden hiçbir şey yemek istemediğini anlamıyorum.)

 

look forward to: iple çekmek, dört gözle beklemek

 

- I look forward to accomplishing my dream of becoming a doctor.

(Doktor olma hayalimi gerçekleştirmeyi iple çekiyorum.)

 

consist of: -den ibaret olmak

 

- Success consists of going from failure to failure without loss of enthusiasm.

(Başarı, hevesini kaybetmeden başarısızlıkta başarısızlığa koşmaktan ibarettir.)

 

care about: önem vermek, önemsemek

 

- Do you care about being eco-friendly?

(Çevre dostu olmayı önemser misin?)

 

succeed in: başarmak, -de başarılı olmak

 

- We succeeded in preserving our unity.

(Birliğimizi korumayı başardık. / Birliğimizi korumada başarılı olduk.)

 

think of / about: yapmayı düşünmek

 

- We are thinking of buying a flat in Ankara.

(Ankara’dan bir daire almayı düşünüyoruz.)

 

insist on: ısrar etmek

 

- Why do you insist on treating me as if I were a child?

(Neden bana çocukmuşum gibi davranmakta ısrar ediyorsun?)

 

depend on / upon: -e bağlı olmak

 

- It depends on having the right tools.

(Doğru aletlere sahip olmaya bağlı.)

 

concentrate on: konsantre olmak, odaklanmak

 

- The company initially concentrated on producing memory chips.

(Şirket başlangıçta hafıza çipleri üretmeye odaklandı.)

 

object to: karşı çıkmak, itiraz etmek

 

- Natalie objected to selling their land after her husband died.

(Natalie, kocası öldükten sonra topraklarını satmaya karşı çıktı.)

 

decide against: karşı çıkmak, yapmamaya karar vermek

 

- After several operations, he decided against having further surgery.

(Birkaç ameliyatın ardından daha fazla ameliyat olmaya karşı çıktı.)

 

dream of: -nin hayalini kurmak, -meyi hayal etmek

 

- She dreams of becoming a writer.

(Yazar olmayı hayal ediyor.)

 

Bu gruptaki fiillerin bazılarında fiil ile edat arasında bir nesne (somebody) kullanılabilir. Aşağıda bu fiillerin bir listesi görülüyor.

 

 

  verb + somebody + preposition + Ving

 

 

warn somebody about / against: birisini bir şeyi yapmaması için uyarmak

 

- He warned me against dating that girl.

(O kızla çıkmamam için beni uyardı.)

 

blame somebody for: birisini bir şey yapmakla suçlamak

 

- They blame him for embezzling a large sum of money.

(Onu zimmetine büyük miktarda para geçirmekle suçluyorlar.)

 

charge someone with: birisini bir şey yapmakla suçlamak

 

- They charged him with causing the explosion.

(Onu, patlamaya neden olmakla suçladılar.)

 

prevent someone from: birisinin bir şey yapmasına engel olmak

 

- They prevented me from asking the president a question.

(Başkana bir soru sormama engel oldular.)

 

keep someone from: birisinin bir şey yapmasına engel olmak

 

- She kept me from making bad choices.

(Kötü tercihler yapmama engel oldu.)

 

forgive someone for: birisini yaptığı şey için affetmek

 

- She doesn't forgive me for punching Liam.

(Liam’a vurduğum için beni affetmiyor.)

 

complain to someone about: birisine bir şeyden dolayı şikayette bulunmak

 

- He complained to the manager about seeing a rat in his room.

(Müdüre odasında fare gördüğü için şikâyette bulundu.)

 

accuse somebody of: birisini bir şey yapmakla suçlamak

 

- They accused him of kidnapping the child who was missing for three days.

(Onu, üç gündür kayıp olan çocuğu kaçırmakla suçladılar.)

 

arrest someone for: birisini bir şey yaptığı için tutuklamak

 

- The police arrested him for selling drugs.

(Polis onu uyuşturucu sattığı için tutukladı.)

 

congratulate someone on: birisini bir şeyden dolayı kutlamak

 

- I congratulated him on receiving this award.

(Bu ödülü aldığı için onu kutladım.)

 

deter someone from: birisini bir işi yapmaktan vazgeçirmek

 

- They deterred George from speaking up about the administration.

(George’u yönetim hakkında konuşmaktan vaz geçirdiler.)

 

involve someone in: birisini bir işi yapmaya dahil etmek, birisini bir işi yapmaya bulaştırmak

 

- They always involve their children in making decisions.

(Çocuklarını karar verme sürecine her zaman dâhil ederler.)

 

punish someone for: birisini bir şey yaptığı için cezalandırmak

 

- They want to punish him for firing his gun.

(Silahını ateşlediği için onu cezalandırmak istiyorlar.)

 

thank someone for: birisine bir şey yaptığı için teşekkür etmek

 

- We thanked him for donating a large sum of money to charity.

(Hayır kurumuna büyük miktarda para bağışı yaptığı için ona teşekkür ettik.)

 

suspect someone of: birisinin bir şey olduğundan ya da yaptığından şüphelenmek

 

- We suspected him of being an American spy.

(Onun bir Amerikan ajanı olduğundan şüphelendik.)

 

devote oneself to: kendini bir şeyi yapmaya adamak

 

- He devoted himself to fighting for his country.

(Kendini ülkesi için mücadeleye adadı.)

 

discourage someone from: birisinin şevkini kırmak, hevesini kaçırmak, birisini bir şeyi yapmaktan vazgeçirmeye çalışmak

 

- Many people tried to discourage me from coming to Kenya.

(Pek çok insan beni Kenya’ya gelmekten vazgeçirmeye çalıştı.)

 

stop someone from: birisinin bir şey yapmasına engel olmak

 

- They are trying to stop him from committing suicide.

(Onun intihar etmesine engel olmaya çalışıyorlar.)

 

 

  adjective + preposition + Ving

 

 

be afraid of: korkuyor olmak

 

- He is afraid of falling off the horse.

(Attan düşmekten korkuyor.)

 

be angry at: bir şeye kızgın olmak

 

- I am still angry at your lying to me.

(Bana yalan söylemene hala kızıyorum.)

 

be appropriate for: için uygun olmak

 

- I have some other materials that are appropriate for making these clothes.

(Bu giysileri yapmak için uygun başka bazı kumaşlarım da var.)

 

be ashamed of: utanıyor olmak

 

- She was ashamed of not being able to dance well.

(İyi dans edemediği için utanıyordu.)

 

be aware of: farkında olmak

 

- We're often not aware of doing the same things the same way.

(Aynı şeyleri aynı şekilde yaptığımızın çoğu kez farkında değiliz.)

 

be bored with: -den sıkılıyor olmak

 

- The children are bored with playing the same games again and again.

(Çocuklar aynı oyunları tekrar tekrar oynamaktan sıkılıyor.)

 

be capable of: yapmaya muktedir olmak, yapabilmek

 

- You are certainly capable of adopting to changes in the work environment.

(Sen kesinlikle iş ortamındaki değişikliklere adapte olabiliyorsun.)

 

be incapable of: yapmaya muktedir olmamak, yapamamak

 

- He is incapable of understanding the matter.

(Meseleyi anlayamıyor.)

 

be concerned about: hakkında endişeli olmak

 

- He is concerned about losing all his money.   

(Bütün parasını kaybetmekten endişe ediyor.)

 

be content with: memnun olmak

 

- I am content with getting a chance to work with you.

(Sizinle çalışma şansı yakaladığım için memnunum.)

 

be delighted at: memnun olmak

 

- I am delighted at seeing you here.

(Seni burada görmekten memnunum.)

 

be different from / to / than: -den farklı olmak

 

- This article discusses how treating children is different from treating adults.

(Bu makale çocukları tedavi etmenin yetişkinleri tedavi etmekten nasıl faklı olduğunu ele alıyor.)

 

be essential to / for: için gerekli olmak

 

- This tool is essential for cutting wood.

(Bu alet ahşap kesmek için gerekli.)

 

be excellent at: -de mükemmel olmak

 

- She is excellent at marketing cosmetics.

(Kozmetik ürünleri pazarlamakta mükemmeldir.)

 

be excited about: hakkında coşkulu olmak

 

- We are very excited about flying to New York for the first time.

(İlk kez New York’a uçacağımız için çok coşkuluyuz.)

 

be famous for: -le ünlü olmak

 

- She is famous for being very friendly.

(Çok cana yakın olmasıyla ünlüdür.)

 

be fed up with: -den bıkmış olmak

 

- She is fed up with having a holiday in the same place every year.

(Her yıl aynı yerde tatil yapmaktan bıktı.)

 

be fond of: -e düşkün olmak, meraklı olmak

 

- This telescope is the best for those who are fond of observing the stars.

(Bu teleskop yıldızları izlemeye meraklı olanlar için en iyisidir.)

 

be generous about / in: konusunda cömert olmak

 

- They’ve always been generous about donating to charities.

(Hayır kurumlarına bağış yapmakta her zaman cömert oldular.)

 

be good at: -de iyi olmak

 

- Your younger son seems very good at drawing.

(Küçük oğlunuz resim yapmada çok iyi görünüyor.)

 

feel guilty for / about: bir konuda suçlu hissetmek

 

- I feel guilty for calling him a “liar”.

(Ona yalancı dediğim için suçlu hissediyorum.)

 

- I feel guilty about breaking up with my boyfriend.

(Erkek arkadaşımdan ayrıldığım için suçlu hissediyorum.)

 

be guilty of: suçlu olmak

 

- Israel is guilty of violating international agreements.

(İsrail uluslararası anlaşmaları ihlal ettiği için suçludur.)

 

be interested in: ilgili / meraklı olmak

 

- Are you interested in taking photographs?

(Fotoğraf çekmeye meraklı mısın?)

 

be keen on: düşkün / meraklı olmak

 

- He is keen on fishing.

(Balık tutmaya meraklıdır / düşkündür.)

 

be lazy about: konusunda tembel olmak

 

- My wife is very lazy about cooking.

(Karım yemek yapma konusunda çok tembeldir.)

 

be proud of: -den gururlu olmak, -den gurur duymak

 

- I am proud of your (you) doing your job so well. 

(İşini bu kadar iyi yapmandan gurur duyuyorum.)

 

be responsible for: -den sorumlu olmak

 

- Human carelessness is responsible for causing more than 80% of all forest fires.

(İnsanların dikkatsizliği tüm orman yangınlarının %80’inden fazlasına yol açmaktan sorumludur.)

 

be similar to: -e benzemek

 

- It is similar to making sushi.

(Bu suşi yapmaya benziyor.)

 

be sorry about: hakkında üzgün olmak

 

- I am sorry about hearing the news about Iris.

(Iris hakkındaki haberi duyduğuma üzüldüm.)

 

be successful in: -de başarılı olmak

 

- He is very successful in treating alopecia with non-surgical methods.

(Kelliği cerrahi olmayan yöntemlerle tedavi etmede çok başarılıdır.)

 

be suitable for: için uygun olmak

 

- This soil is not suitable for growing groundnuts.

(Bu toprak yer fıstığı yetiştirmek için uygun değil.)

 

be sure of / about: -den emin olmak

 

- The new mayor was sure about changing the city into a better place.

(Yeni belediye başkanı şehri daha iyi bir yere dönüştüreceğinden emindi.)

 

- She’s sure of winning the race.

(Yarışı kazanacağından emin.)

 

be surprised at: -e şaşırmış olmak

 

- I am surprised at his doing such a stupid thing.

(Böyle aptalca bir şey yapmasına şaşırdım.)

 

be terrified of: -den çok korkmuş olmak

 

- She is terrified of falling off the horse.

(Attan düşmekten çok korkuyor.)

 

be tired from: -den yorgun olmak

 

- I was tired from driving for five hours, so I decided to stop and have a rest.

(Beş saat boyunca araba sürmekten yoruldum ve bu yüzden durup dinlenmeye karar verdim.)

 

be fed up with: bıkmak, gına gelmek

 

- She is fed up with having her leg in plaster.

(Bacağının alçıda olmasından bıktı.)

 

be tired of: -den bıkmış olmak

 

- I am tired of dealing with angry customers.

(Öfkeli müşterilerle ilgilenmekten bıktım.)

 

be worried about: hakkında endişeli olmak

 

- Are you worried about risking your money?

(Paranı riske atmaktan endişeli misin?)

 

be happy about: hakkında / konusunda mutlu olmak  

 

- He was very happy about investing in the stock market.

(Borsaya yatırım yaptığı için çok mutluydu.)

 

be nervous about: konusunda / hakkında gergin olmak

 

- It is normal to feel a bit nervous about having an injection.

(İğne olma konusunda biraz gergin hissetmek normaldir.)

   

 

  noun + preposition + Ving

 

 

talent for: -e yetenek

I

- She has a great talent for painting.

(Resim yapmaya büyük bir yeteneği var.)

I

interest in: -e ilgi

I

- He had no interest in reading.

(Okumaya ilgisi yoktu.)

 

for fear of: korkusuyla

I

- I sometimes avoid driving during rush hours for fear of having an accident.

(Bazen kaza yapma korkusuyla yoğun saatlerde araba kullanmaktan kaçınırım.)

 

instead of: -nin yerine 

I

- I borrow books from the library instead of buying them.

(Satın almak yerine kütüphaneden kitap ödünç alırım.)

 

the cost of: -nin maliyeti

I

- The cost of living in big cities is very high.

(Büyük şehirlerde yaşamanın maliyeti çok yüksektir.)

 

the advantage of: -nin avantajı

I

- He has the advantage of knowing the country and speaking their language.

(Ülkeyi tanıma ve dillerini konuşma avantajına sahip.)

 

the disadvantage of: -nin dezavantajı

I

- The biggest disadvantage of having a car is that you cannot always find a space to park.

(Araba sahibi olmanın en büyük dezavantajı her zaman park edecek bir yer bulamamandır.)

 

on account of: -den dolayı

I

- I missed the bus on account of her being late.

(Onun geç kalmasından dolayı otobüsü kaçırdım.)

 

credit for: için övgü, itibar

I

- Some people believe Marconi took credit for inventing the radio using Nikola Tesla’s patents.

(Bazı insanlar Markoni’nin, Nikola Tesla’nın patentlerini kullanarak radyoyu icat ettiğine ve bundan itibar kazandığına inanıyor.)

 

dedication to: -e adanmışlığı / bağlılığı

I

- His dedication to fighting for freedom was impressive.

(Özgürlük mücadelesine bağlılığı / adanmışlığı etkileyiciydi.)

 

anxiety about: hakkındaki endişe

 

- Her anxiety about failing the exam might make her depressed.

(Sınavı başaramama endişesi onu depresyona sokabilir.)

 

belief in: -e inanç

 

- He never wavered from his belief in making the world a better place.

(Dünyayı daha iyi bir yer yapmaya olan inancında hiç tereddüt etmedi.)

 

delay in: -de gecikme

 

- We are so sorry for the delay in delivering the goods.

(Malların teslimatındaki gecikmeden dolayı üzgünüz.)

 

in addition to: -e ilaveten / ek olarak, -nin yanı sıra

 

- In addition to targeting the reduction of CO2 emissions, this program encourages people to use renewable energy sources.

(Karbondioksit salınımlarını azaltmayı hedef almasının yanında, bu program insanları yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaya teşvik ediyor.)

 

reason for: -nin sebebi

 

- He didn’t want to explain his reason for not attending the conference.

(Konferansa katılmama nedenini açıklamak istemedi.)

 

in charge of: -in başında, -in sorumlusu

 

- Luke is in charge of analysing the market.

(Luke piyasa analizini yapmaktan sorumlu.)

 

in danger of: tehlikesiyle karşı karşıya

 

- We're in danger of losing the battle against wildlife poaching.

(Doğada kaçak avlanmaya karşı verdiğimiz mücadeleyi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız.)

 

the need for: -e ihtiyacı

 

- Bicycles reduce the need for clearing land for parking lots.

(Bisikletler, otoparklar için arazi açma ihtiyacını azaltır.)

 

in exchange for: -nin karşılığında 

 

- In exchange for giving information to the government, they may be released.

(Devlete bilgi vermelerinin karşılığında serbest bırakılabilirler.)

 

experience in: -de tecrübe

 

- She has a great deal of experience in growing up children.

(Çocuk yetiştirmede çok fazla tecrübesi var.)

 

excuse for: -nin mazereti

 

- Drivers always have an excuse for going through a red light.

(Sürücülerin kırmızı ışıkta geçmelerinin her zaman bir mazereti vardır.)

 

in favour of: taraftarı, lehinde

 

- The President is not in favour of increasing the interest rates now.

(Başkan şu anda faiz oranlarını arttırma taraftarı değil.)

 

regret for: için pişmanlık

 

- I can feel her regret for lying.

(Yalan söylediği için duyduğu pişmanlığı anlayabiliyorum.)

 

in the habit of: alışkanlığına sahip

 

- The look of the nails is pretty bad when a person is in the habit of biting nails.

(Bir insanın tırnak ısırma alışkanlığı olduğunda tırnakların görüntüsü oldukça kötü olur.)

 

in return for: karşılığında

 

- In return for helping with the conference, volunteers will have free access to the conference and social events.

(Konferans konusunda yardımcı olmalarının karşılığında, gönüllüler konferansa ve sosyal etkinliklere ücretsiz giriş elde edecekler.)

 

reaction to: -e tepki

 

- I really don’t understand his reaction to losing the presidency.

(Başkanlığı kaybetmesine verdiği tepkiyi gerçekten anlamıyorum.)

 

in the course of: sürecinde, esnasında, sırasında

 

- In the course of researching, designing, and manufacturing new products, we have developed a few advanced technologies.

(Araştırma, tasarlama ve yeni ürünlerin imalatı sürecinde birkaç ileri teknoloji geliştirdik.)

 

in the middle of: -nin ortasında

 

- How do you eat and drink while you are in the middle of climbing a mountain?

(Bir dağ tırmanışının ortasındayken nasıl yemek yiyor ve su içiyorsunuz?)

 

for the sake of: için, uğruna

 

- He is ready to do everything for the sake of winning.

(Kazanmak için / uğruna her şeyi yapmaya hazır.)

 

in spite of: -e rağmen

 

- Robinson Crusoe learns to survive on his own in spite of being stuck on a desert island.

(Robinson Crusoe ıssız bir adada mahsur kalmasına rağmen kendi başına hayatta kalmayı öğrenir.)

 

technique for: -nin tekniği

 

- A trainer will improve your technique for hitting a tennis ball.

(Bir antrenör tenis topuna vurma tekniğini geliştirecek.)

 

5. By bir edattır ve ardından gerund’la birlikte kullanıldığında “yaparak” anlamına gelir.

 

 

  Subject verb object by Ving object

 

 

- Parents try to protect their children by making some safety rules.

(Ebeveynler bazı güvenlik kuralları koyarak çocuklarını korumaya çalışır.)

 

- She passed the university exam by studying very hard.

(Çok çalışarak üniversite sınavını kazandı.)

 

- Ted avoided meeting him by walking on the opposite side of the road.

(Ted yolun karşı tarafında yürüyerek onunla karşılaşmaktan kaçındı.)

 

- You can develop your voice by rehearsing.

(Prova yaparak sesini geliştirebilirsin.)

 

- They will try to reduce production costs by making some improvements in the manufacturing process.

(Üretim sürecinde bazı iyileştirmeler yaparak üretim maliyetlerini düşürmeye çalışacaklar.)

 

- Magicians perform their tricks by using some equipment.

(Sihirbazlar bazı ekipmanlar kullanarak hilelerini yaparlar.)

 

A: How can I improve my English?

B: By watching English films with subtitles.

(Altyazılı İngilizce filmler izleyerek.)

 

A: How can I learn to cook well?

B: By taking cooking classes.

(Aşçılık dersleri alarak.)

 

A: How can I make my son happy?

B: By buying him the latest PlayStation.

(Ona en son çıkan Play Station’ı alarak.)

 

A: How can I get my mum to buy me a new bike?

B: By helping her with the housework.

(Ev işlerinde ona yardım ederek.)

 

A: How can I lose weight?

B: By going on a diet and exercising.

(Perhiz ve egzersiz yaparak.)

 

A: I am stressed. How can I relax?

B: By listening to some soothing music.

(Sakinleştirici müzik dinleyerek.)

 

A: How can I get rid of this old computer?

B: By selling it online.

(İnternetten satarak.)

 

A: How can I remove this stain?

B: By rubbing hard.

(İyice ovarak.)

 

6. Without bir edattır ve ardından gerund’la birlikte kullanıldığında “yapmadan” (yapmaksızın) anlamına gelir.

 

 

 Subject verb object without Ving object

 

 

- Don’t go out without putting on your coat. It’s rather cold outside.

(Paltonu giymeden çıkma. Dışarısı oldukça soğuk.)

 

- I was really surprised when she went past me without greeting.

(Selamlamadan yanımdan geçip gidince gerçekten şaşırdım.)

 

- Can you sneeze without opening your mouth?

(Ağzını açmadan hapşırabilir misin?)

 

- Trying to climb this slope without warming your muscles up can cause joint pains and even injuries.

(Kaslarınızı ısıtmadan bu tepeye çıkmaya çalışmak eklem ağrılarına ve hatta sakatlıklara neden olabilir.)

 

 

  Subject is used for Ving object

 

 

- This knife is used for slicing cooked meat.

(Bu bıçak pişmiş eti dilimlemek için kullanılır.)

 

- This tool is used for cutting panels of plywood.

(Bu alet kontrplak levhalarını kesmek için kullanılır.)

 

7. Ardından sıklıkla gerund kullanılan bazı deyim ve ifadeler de vardır. Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz.

 

 

  Subject  have  a  problem  Ving  object

  Subject  have  trouble  Ving  object

  Subject  have  difficulty (in)  Ving  object

 

 

Subject have a problem Ving object: bir şeyi yapmakta sorun yaşamak

Subject have trouble Ving object: bir şeyi yapmakta sıkıntı çekmek

Subject have difficulty (in) Ving object: bir şeyi yapmakta güçlük çekmek

 

- I have a problem making eye contact with people while talking to them.

(İnsanlarla konuşurken göz teması kurmakta sorun yaşıyorum.)

 

- Do you have trouble seeing clearly with the lights on?

(Işıklar açıkken net görmekte sıkıntı yaşıyor musunuz?)

 

- He had trouble getting away from the gang.

(Çetenin elinden kurtulmakta sorun yaşadı.)

 

- My daughter has trouble focusing on her schoolwork.

(Kızım derslerine odaklanmakta sorun yaşıyor.)

 

- He has trouble sleeping due to nightmares.

(Kâbuslardan dolayı uyumakta sıkıntı çekiyor.)

 

- At first, we had difficulty getting used to our new flat.

(Başlangıçta yeni dairemize alışmakta güçlük çektik.)

 

- Do you have difficulty pronouncing English words?

(İngilizce kelimeleri telaffuz etmede zorluk yaşıyor musun?)

 

- He had no difficulty (in) finding a job after university.

(Üniversiteden sonra bir iş bulmakta hiç zorluk çekmedi.)

 

 

  Subject am / is / are on the point of Ving object

 

 

be on the point of Ving object: bir eylemi yapmak üzere olmak

 

- I am on the point of leaving work.

(İşten ayrılmak üzereyim.)

 

- The company is on the point of launching a revolutionary product.

(Şirket devrim niteliğinde bir ürünü piyasaya sürmek üzere.)

 

- They are on the point of starting the game.

(Oyuna başlamak üzereler.)

 

- She was on the point of leaving when the phone rang.

(Tam çıkmak üzereydi ki telefon çaldı.)

 

- I was on the point of calling you.

(Seni aramak üzereydim.)

 

the point / use of: -nin anlamı / gereği

 

- I really don’t understand the point of your resigning.

(İstifa etmenin manasını gerçekten anlamıyorum.)

 

- What’s the use of complaining?

(Şikâyet etmenin ne anlamı / yararı var?)

 

- What’s the use of worrying?

(Endişelenmenin ne yararı var?)

 

 

  There is no point in Ving object

 

 

There is no point in Ving object: yapmanın gereği / manası yok

 

- There's no point in waiting. He won’t come.

(Beklemenin bir gereği / anlamı yok. Gelmeyecek.)

 

- There's no point in complaining to the manager. He can’t do anything about it.

(Müdüre şikâyette bulunmanın bir yararı yok. O, bu konuda hiçbir şey yapamaz.)

 

- There’s no point in discussing the matter. He has already made his decision.

(Meseleyi tartışmanın bir gereği yok. O, kararını çoktan verdi.)

 

- There's no point in buying him expensive presents. He doesn't appreciate them.

(Ona pahalı hediyeler almanın bir yararı yok. Onların değerini bilmiyor.)

 

 

  It is no use / good Ving object

 

 

It is no use / good Ving: -nin gereği / anlamı / yararı yok

 

- It is no use / good trying to convince him. He won’t believe you.

(Onu ikna etmeye çalışmanın yararı yok. Sana inanmaz.)

 

- It's no use / good pretending everything is fine when it isn’t.

(Her şey yolundaymış gibi yapmanın bir anlamı yok, öyle değilken.)

 

- It’s no use / good arguing with ignorant people.

(Cahillerle tartışmanın bir yararı olmaz.)

 

- It is no good / use hurrying; the plane has already taken off.

(Acele etmenin bir gereği yok; uçak çoktan kalktı.)

 

- It is no good / use shouting at him. You can’t change people.

(Ona bağırmanın bir yararı olmaz. İnsanları değiştiremezsin.)

 

 

  It is pointless / useless Ving object

 

 

It is pointless / useless Ving object: yapmanın gereği / manası yok (gayri resmi ifade)

 

- It is pointless / useless talking to him. He won’t say anything about the robbery.

(Onunla konuşmanın yararı yok. Soygun hakkında hiçbir şey söylemez.)

 

- It is pointless repeating the same things.

(Aynı şeyleri tekrar etmenin bir anlamı yok.)

 

Pointless ve useless’dan sonra infinitive de gelebilir. Ancak bu, resmi bir ifade biçimidir.

 

- It seemed pointless to go on digging, so we stopped.

(Kazıya devam etmek anlamsız geldi; bu yüzden durduk.)

 

- It's useless to plant it here. This soil isn’t fertile enough to support the growth of plants.

(Onu buraya dikmek anlamsız. Bu toprak, bitkilerin yetişmesine imkân verecek kadar verimli değil.)

 

 

  There is no sense in Ving object

 

 

There is no sense in Ving object: -nin anlamı / gereği yok

 

- There’s no sense in repairing the old bridge because it’s too damaged, so we need to build a new one.

(Çok hasarlı olduğu için eski köprüyü tamir etmenin bir anlamı yok, bu yüzden yeni bir köprü inşa etmemiz gerek.)

 

- There is no sense in shaking the tree when there are no fruits.

(Meyve yokken ağacı sallamanın bir gereği yok.)

 

Bu yapının soru şekli aşağıdaki tabloda görüldüğü gibidir. “Bir eylemi yapmanın ne anlamı / gereği var?” şeklinde tercüme edilebilir.

 

 

 What is the sense in Ving object?

 Where is the sense in Ving object?

 

 

- What is the sense in renting a car when you could borrow one from me?

(Benden ödünç alabiliyorken araba kiralamanın ne anlamı var?)

 

- Where is the sense in making a managerial change now?

(Şimdi yönetim değişikliği yapmanın ne gereği var?)

 

 

                    spend

 Subject                        time / money / energy   Ving   object

                    waste

 

 

- My husband spent the whole day sleeping in his room.

(Kocam bütün günü odasında uyuyarak geçirdi.)

 

- My son spends hours playing computer games every day.

(Oğlum bilgisayar oyunları oynayarak her gün saatler harcıyor.)

 

- Do you waste a lot of time trying to find a parking space after a long day at work?

(İş yerinde geçirdiğiniz uzun bir günün ardından park yeri bulmaya çalışarak çok zaman kaybediyor musunuz?)

 

- You waste your time trying to persuade people who have no desire to listen to you.

(Seni dinleme isteği olmayan insanları ikna etmeye çalışarak zamanını boşa harcıyorsun.)

 

- You spend a lot of energy trying to solve problems.

(Sorunları çözmeye çalışarak çok fazla güç / enerji harcıyorsun.)

 

 

 It is a waste of money / time Ving object

 

 

- It’s a waste of money buying a really expensive pram.

(Çok pahalı bir bebek arabası almak para israfı olur.)

 

- Don't you think it's a waste of money buying video games?

(Video oyunları almanın para israfı olduğunu düşünmüyor musun?)

 

- According to some educators, it's a waste of time trying to teach these skills.

(Bazı eğitimcilere göre bu becerileri öğretmeye çalışmak zaman kaybı.)

 

 

  It’s worth Ving object

 

 

- I think it’s worth considering their offer.

(Sanırım onların teklifini düşünmeye değer.)

 

- It’s not worth watching that film. It isn't very good.

(O filmi seyretmeye değmez. Çok iyi bir film değil.)

 

- This story isn’t worth reading. It is nonsense.

(Bu hikâye okumaya değmez. Saçmalık.)

 

- This film is worth seeing.

(Bu film görmeye değer.)

 

               

                 am

  Subject  is busy  Ving  object

                 are

 

 

- The students are busy dissecting a frog.

(Öğrenciler bir kurbağayı parçalamakla meşgul.)

 

- The boss was busy reckoning taxes.

(Patron vergileri hesaplamakla meşguldü.)

 

 

                   have fun

 Subject                                     Ving    object

                  have a good time  

 

 

have fun Ving object: yaparak eğlenmek

have a good time Ving object: yaparak güzel vakit geçirmek

 

- We had a good time watching the bike race, the Tour de France.

(Bisiklet yarışı France de Tour’u seyrederek güzel zaman geçirdik.)

 

- They are having a great time skiing.

(Kayak yaparak harika vakit geçiriyorlar.)

 

- I want to have fun dancing with my friends.

(Arkadaşlarımla dans ederek eğlenmek istiyorum.)

 

- I had a lot of fun singing.

(Şarkı söyleyerek çok eğlendim.)

 

                

                 find

  Subject             someone  Ving  object

                catch

 

 

find someone Ving: birisini bir şey yapar halde bulmak

catch someone Ving: birisini bir şey yaparken yakalamak

 

- I found him sleeping under the tree.

(Onu ağacın altında uyurken buldum.)

 

- We found the missing boy walking in the park.

(Kayıp çocuğu parkta yürürken bulduk.)

 

- I caught him stealing the money.

(Onu parayı çalarken yakaladım.)

 

- The police caught her getting into her car.

(Polis onu arabasına binerken yakaladı.)

 

- I caught my boyfriend flirting with another girl.

(Erkek arkadaşımı bir başka kızla yakınlaşırken yakaladım.)

 

 

  Subject    imagine   somebody Ving  object

  Subject    keep        somebody  Ving  object

 

 

- I can’t imagine my father jumping off a plane.

(Babamı uçaktan atlarken hayal edemiyorum.)

 

- I can’t imagine her lying on the bed. She is such a hardworking woman.

(Onu yatakta yatarken düşünemiyorum. Öylesine çalışkan bir kadındır.)

 

- He kept me waiting for fifteen minutes.

(Beni on beş dakika bekletti.)

 

- The funny video kept us laughing for hours.

(Komik video bizi saatlerce güldürdü.)

 

- The teacher kept the students working even after the bell rang.

(Öğretmen zil çaldıktan sonra bile öğrencileri çalıştırmaya devam etti.)

 

 

  Subject go Ving object

 

 

Go fiilinden sonra bazı aktivitelerin gerund biçimi kullanılabilir. Bu, söz konusu aktiviteyi “yapmaya gitmek” anlamına gelir. Burada gerund bir yer veya mekân ismi olmadığından go fiilinden sonra to kullanılmaz.

 

go shopping           : alışverişe gitmek

go hiking                  : doğada yürüyüşe çıkmak

go skiing                  : kayağa gitmek

go running               : koşmaya çıkmak

go camping             : kamp yapmaya gitmek

go sightseeing       : gezip görmeye çıkmak

go hunting               : ava gitmek

go dancing              : dans etmeye gitmek

go ice-skating         : buz pateni yapmaya gitmek

go swimming          : yüzmeye gitmek

 

There is no ifadesinden sonra gerund kullanılan durumlar:

 

There is no telling / saying         : It is impossible to tell

There is no knowing                   : It is impossible to know

There is no denying                    : It is certain that

There is no mistaking                 : It is certain that

There is no escaping                  : It is certain that

 

There is no telling / saying Q.W / if S V O: söylemek / tahmin etmek mümkün değil

 

- There is no telling how long it will last.

(Ne kadar süreceğini söylemek / tahmin etmek mümkün değil.)

 

- There was no saying if he would keep his promise.

(Sözünü tutup tutmayacağını tahmin etmek imkânsızdı.)

 

There is no knowing Q.W / if S V O: belirsiz, hiç kimse bilmiyor

 

- There is no knowing what will happen.

(Ne olacağını kimse bilmiyor.)

 

- There is no knowing how he will react to this bankruptcy.

(Bu iflasa nasıl bir tepki vereceğini hiç kimse bilmiyor.)

 

- There is no knowing if this new technique will work.

(Bu yeni tekniğin işe yarayıp yaramayacağı belirsiz.)

 

There is no denying + noun: inkar edilemez

 

- There is no denying her genius.

(Dehası inkâr edilemez.)

 

There is no denying that + S V O

 

- There is no denying that he was a great man.

(Harika bir insan olduğu inkâr edilemez.)

 

There is no mistaking + noun: anlamamak / fark etmemek imkansız, hiç şüphesiz

 

- John left this message. There is no mistaking his handwriting.

(Bu mesajı John bırakmış. Hiç şüphesiz onun el yazısı.)

 

- There’s no mistaking her voice.

(Onun sesi olduğunu anlamamak imkânsız.)

 

- There was no mistaking the shock on his face when he saw his girlfriend kissing another boy.

(Kız arkadaşını başka bir çocukla öpüşürken gördüğünde yüzündeki büyük şaşkınlığı fark etmemek imkânsızdı.)

 

There is no escaping + noun: kaçış yok, kaçınılmaz, kesin

 

- There is no escaping the noise here.

(Burada gürültüden kaçış yok.)

 

There is no escaping the fact that + S V O: kaçınılmaz, kesin

 

- There's no escaping the fact that this system needs to be replaced.

(Bu sistemin yenilenmesi gerektiği kesin.)

 

- There is no escaping the fact that he won’t be able to find the money.

(Parayı bulamayacağı kesin.)

 

- There’s no escaping the fact that English is the global lingua franca today.

(Günümüzde İngilizcenin en geçerli dil olduğu kesin.)

 

8. Az sayıda da olsa todan sonra “gerund” kullanılan bazı ifadeler vardır. Aşağıdaki tabloyu ve örnek cümleleri inceleyiniz.

 

 

 Subject am / is / are accustomed to Ving object

 Subject am / is / are  used to Ving object

 

 

 Subject look forward to Ving object

 

 

 Subject am / is / are opposed to Ving object

 

 

 In addition to Ving object, subject verb object

 

 

 Subject prefer Ving something to Ving something else

 

I

- She is accustomed to sharing a flat with friends.

- She is used to sharing a flat with friends.

(Arkadaşlarıyla bir daireyi paylaşmaya alışık.)

 

- He is not used to living alone.

(Yalnız yaşamaya alışık değil.)

 

- I’m not accustomed to working under pressure.

(Baskı altında çalışmaya alışık değilim.)

 

- She is looking forward to returning to her country.

(Ülkesine dönmeyi dört gözle bekliyor.)

 

- I am absolutely opposed to experimenting on animals.

(Hayvanlar üzerinde deney yapmaya kesinlikle karşıyım.)

 

- He was opposed to abolishing slavery.

(Köleliği kaldırmaya karşıydı.)

 

- In addition to threatening the anatomy of the eye, high blood pressure is also a cause of stroke.

(Göz anatomisini tehdit etmesinin yanında yüksek tansiyon aynı zamanda felç nedenidir.)

 

- I prefer driving to travelling by plane because I have a fear of flying.

(Uçma korkum olduğu için arabayla gitmeyi uçakla seyahat etmeye tercih ederim.)

 

9. Gerund, edilgen de olabilir. Gerund’ın edilgen yapısı being V3 biçimindedir.

 

Subject Verb Object

Subject Verb Ving (Active Gerund)

Subject Verb being V3 (Passive Gerund)

 

- I don’t like telling people what to do.

(İnsanlara ne yapacaklarını söylemekten hoşlanmam.)

 

- I don’t like being told what to do.

(Ne yapacağımın söylenmesinden hoşlanmam.)

 

- She hates criticising others.

(Başkalarını eleştirmekten hiç hoşlanmaz.)

 

- She hates being criticised by others.

(Başkaları tarafından eleştirilmekten hiç hoşlanmaz.)

 

- I don't like lying. (Yalan söylemeyi sevmem.)

- I don't like being lied to. (Yalan söylenmesini sevmem.)

 

- He likes helping people. (İnsanlara yardım etmeyi sever.)

- He likes being helped. (Yardım edilmesinden hoşlanır.)

 

- He enjoys telling interesting stories. (İlginç hikâyeler anlatmaktan hoşlanır.)

- He enjoys being told interesting stories. (İlginç hikâyeler anlatılmasından hoşlanır.)

 

- We avoided asking personal questions. (Kişisel sorular sormaktan kaçındık.)

- We avoided being asked personal questions. (Bize kişisel sorular sorulmasından kaçındık.)

 

- I don’t like reminding people of their responsibilities.

(İnsanlara sorumluluklarını hatırlatmaktan hoşlanmam.)

 

- I don’t like being reminded of my responsibilities.

(Sorumluluklarımın hatırlatılmasından hoşlanmam.)

 

PASSIVE GERUND (Edilgen fiilimsi)

 

 

 Subject Verb being V3

 

 

- I don’t mind being woken up early in the morning.

(Sabahleyin erken uyandırılmaktan rahatsız olmam.)

 

- She loves being given candy on religious festivals.

(Dini bayramlarda şeker verilmesine bayılıyor.)

 

- Helen hates being told what to do.

(Helen ne yapacağının söylenmesinden hiç hoşlanmaz.)

 

- Our teacher hates being interrupted while talking.

(Öğretmenimiz konuşurken sözünün kesilmesinden hiç hoşlanmaz.)

 

- She doesn’t like being cheated.

(Aldatılmaktan hiç hoşlanmaz.)

 

- She remembers being told about the meeting.

(Toplantıdan söz edildiğini hatırlıyor.)

 

- He remembers being given the money.

(Paranın verildiğini hatırlıyor.)

 

- He was responsible for our being beaten up.

(Dövülmemizden o sorumluydu.)

 

- He doesn’t recall being informed about the latest developments.

(Son gelişmeler hakkında bilgilendirildiğini hatırlamıyor.)

 

- My son doesn’t like being shouted at.

(Oğlum kendisine bağırılmasından hoşlanmaz.)

 

- I don’t mind being asked personal questions.

(Kişisel sorular sorulmasından rahatsız olmam.)

 

- I can’t stand being kept waiting.

(Bekletilmeye tahammül edemem.)

 

- She insists on his being punished.

(Onun cezalandırılması konusunda ısrar ediyor.)

 

- He seemed to enjoy being praised.

(Övülmek hoşuna gitmiş gibi gözüküyordu.)

 

- I appreciate being invited to the conference. I was pleased to present my research.

(Konferansa davet edildiğim için teşekkür ederim. Araştırmamı sunmaktan mutluluk duydum.)

 

- The President has a good chance of being re-elected.

(Başkanın yeniden seçilme ihtimali yüksek.)

 

- He risked being killed by the mafia.

(Mafya tarafından öldürülmeyi göze aldı.)

 

Passive gerund cümlenin öznesi de olabilir.

 

- Being accepted to Oxford University was the greatest event of my life.

(Oxford’a kabul edilmek hayatımın en güzel olayıydı.)

 

- Being appointed to the board of directors made him very happy.

(Yönetim kuruluna atanmak onu çok mutlu etti.)

 

- Being awarded made me feel honoured.

(Ödüllendirilmekten onur duydum. / Ödüllendirilmek beni onurlandırdı.)

 

10. Perfect gerund yapı having V3 biçimindedir. Gerund’la ifade edilen eylem cümlenin yükleminden (ana fiilden) önce gerçekleştiyse bunu perfect gerund’la ifade edebiliriz.

 

PERFECT GERUND

 

 

 Subject  verb  having  V3  object

 

 

Aşağıdaki cümleleri inceleyiniz.

 

- They admitted (that) they had robbed the bank.

- They admitted robbing the bank.

- They admitted having robbed the bank.

(Bankayı soyduklarını itiraf ettiler.)

 

- He admitted (that) he had stolen the money.

- He admitted stealing the money.

- He admitted having stolen the money.

(Parayı çaldığını itiraf etti.)

 

Yukarıdaki iki örnekte bankayı soyma ve para çalma eylemleri cümlelerin yüklemi olan “itiraf etmek” eyleminden önce olmuştur. Bu yüzden yüklemden (admit) sonra simple gerund (Ving) kullanılabildiği gibi perfect gerund (having V3) da kullanılabilir.

 

- He admits having stolen the money.

(Parayı çaldığını itiraf ediyor.)

 

- He denies having stolen the money.

(Parayı çaldığını inkâr ediyor.)

 

- They admit having made a big mistake.

(Büyük bir hata yaptıklarını itiraf ediyorlar.)

 

- She denies having cheated during the exam.

(Sınav esnasında kopya çektiğini inkâr ediyor.)

 

- She denied having hit her classmate.

(Sınıf arkadaşına vurduğunu inkâr etti.)

 

- I remember having sent him the details.

(Ona detayları gönderdiğimi hatırlıyorum.)

 

- We appreciate having had the opportunity to meet the president.

(Başkanla tanışma fırsatı bulduğumuz için minnettarız.)

 

- I don’t remember having met him before.

(Onunla daha önce karşılaştığımı hatırlamıyorum.)

 

- He feels guilty about having lied to his father.

(Babasına yalan söylediği için kendini suçlu hissediyor.)

 

- He is accused of having embezzled a great amount of money.

(Zimmetine büyük miktarda para geçirmekle suçlanıyor.)

 

- He regretted having invested in oil when the price fell sharply.

(Fiyatı keskin bir şekilde düşünce petrole yatırım yaptığına pişman oldu.)

 

- He was proud of having completed the project ahead of schedule.

(Projeyi programlanandan önce tamamlamış olmaktan gurur duyuyordu.)

 

- He thanked us for having supported him throughout the process.

(Tüm süreç boyunca ona destek olduğumuz için bize teşekkür etti.)

 

- After he had gained some experience abroad, he returned to his country.

- After having gained some experience abroad, he returned to his country.

(Yurtdışında biraz tecrübe kazandıktan sonra ülkesine geri döndü.)

 

Perfect gerund da edilgen olabilir. Bunun için tıpkı Present Perfect Tense’in edilgen yapısında olduğu gibi having ile V3 arasına been getirilir.

 

- He went swimming alone despite having been warned against doing so.

(Yapmaması konusunda uyarılmasına rağmen yüzmeye yalnız gitti.)

 

- I appreciate having been promoted to a managerial position.

(Yönetici mevkiine atandığım için minnettarım.)

 

- She complained of having been unjustly accused.

(Haksız bir şekilde suçlandığından yakındı.)

 

- He complained of having been woken up by a barking dog.

(Havlayan bir köpek tarafından uyandırıldığından şikâyet etti.)

 

- I am very excited about having been chosen for this award.

(Bu ödül için seçilmiş olmaktan dolayı çok heyecanlıyım.)