×
ANYMORE, ANY LONGER, NO LONGER, AT ALL

ANYMORE, ANY LONGER, NO LONGER, AT ALL

 

Anymore, any longer ve no longerartık” anlamına gelir. Her üç ifade de bir durumun değiştiğini yani artık durumun eskisi gibi olmadığını ifade etmek için kullanılır. Üç ifade de aynı anlama gelmekle birlikte, anymore ve any longer, no longer’dan farklı şekilde kullanılır.

 

anymore / any longer

 

Anymore ve any longer olumsuz cümlelerde kullanılır ve cümlenin sonuna gelir. Anymore daha çok günlük konuşmada tercih edilir. Any longer biraz daha resmî veya yazılı dilde kullanılır; “daha fazla” anlamı da katar. Bir makalede ya da akademik metinde any longer daha uygun olabilir. Ama günlük konuşmada anymore çok daha sık kullanılır.

 

 

 Subject not verb object anymore / any longer 

 

 

Aşağıdaki cümleleri inceleyiniz.

 

- The price of oil increased continuously for quite a long time, but it isn’t increasing anymore / any longer.

(Petrol fiyatları oldukça uzun bir zaman sürekli arttı ama artık artmıyor.)

 

- Julie used to smoke heavily, but she doesn't smoke anymore / any longer.

(Julie eskiden çok sigara içerdi ama artık içmiyor.)

 

- I used to like chocolate very much when I was a child, but I don't like it anymore / any longer.

(Çocukken çikolatayı çok severdim ama artık sevmiyorum.)

 

- He isn't interested in pop music anymore / any longer.

(Artık pop müziğe ilgi duymuyor.)

 

- I don’t feel excited about football anymore / any longer.

(Artık futboldan heyecan duymuyorum.)

 

- He doesn’t call me as often anymore.

(Artık beni eskisi kadar sık aramıyor.)

 

- I can’t tolerate this noise any longer.

(Artık bu gürültüye katlanamıyorum.)

 

- We can’t ignore the problem any longer.

(Bu problem daha fazla göz ardı edemeyiz.)

 

- The factory does not produce these goods any longer due to high costs.

(Fabrika artık yüksek maliyetler nedeniyle bu ürünleri üretmiyor.)

 

A: Are you still working for the same company?

B: Not any longer.

A: Hala aynı şirkette mi çalışıyorsun?

B: Artık değil.

 

no longer

 

No longer olumlu cümlelerde kullanılır. Ancak tıpkı never gibi cümlenin anlamını olumsuz yapar. No longer fiilden önce gelir. İsim cümlelerindeyse to be fiiliden (am / is / are / was / were) sonra yer alır. Daha resmî ve yazı diline uygun bir alternatiftir.

          

 

Subject  no longer  verb  object        

 

 

 

Subject  am / is / are  no longer  object

               was / were 

 

 

Aşağıdaki cümleleri inceleyiniz.

 

- Julie used to smoke heavily, but she no longer smokes.

(Julie eskiden çok sigara içerdi ama artık içmiyor.)

 

- Harry no longer works here. He left a few weeks ago.

(Harry artık burada çalışmıyor. Birkaç hafta önce ayrıldı.)

 

- I can no longer stand the pain I'm feeling.

(Hissettiğim ağrıya artık dayanamıyorum.)

 

- This factory will no longer produce cars after 2030.

(Bu fabrika 2030’dan sonra artık otomobil üretmeyecek.)

 

- I have no longer felt the same excitement about the job since last year.

(Geçen yıldan beri artık aynı heyecanı hissetmiyorum.)

 

- She is no longer employed here.

(O artık burada çalışmıyor.) 

 

- That law is no longer in effect.

(O yasa artık yürürlükte değil.)

 

- They are no longer able to pay for school fees.

 (Artık okul ücretlerini ödeyemiyorlar.)

 

- They were no longer able to pay for school fees.

(Artık okul ücretlerini ödeyemiyorlardı.)

 

- Thanks to technology, geographical distance and time differences are no longer barriers to communication.

(Teknoloji sayesinde coğrafi uzaklık ve zaman farkı artık iletişime bir engel değil.)

 

- The refugee and immigration problems are no longer local or regional; they have an impact on the entire international system.

(Mülteci ve göçmenlik sorunları artık yerel ya da bölgesel değil; bunların tüm uluslararası sistem üzerinde etkisi var.)

 

at all

 

At all “hiç”, “hiçbir şekilde”, “zerre kadar” anlamlarına gelir ve vurgu yapmak için tercih edilir. Olumsuz cümlelerde ve sorularda kullanılır. Aşağıdaki cümleleri inceleyiniz.

 

- I am not interested in classical music at all.

(Klasik müziğe hiç ilgi duymam.)

 

- Since there is no air on the moon, there is no sound at all.

(Ayda hava olmadığı için, hiç ses yoktur.)

 

- I don't feel like studying at all tonight.

(Bu gece canım hiç ders çalışmak istemiyor.)

 

- She was not at all surprised.

(Hiç şaşırmadı.)

 

- She doesn’t trust you at all.

(Sana hiç güvenmiyor.)

 

- There was no rain at all yesterday.

(Dün hiç yağmur yoktu.)

 

- Were you at all nervous about going to Israel?

(İsrail’e gideceğin için hiç gergin değil miydin?)

 

- Were you at all scared of the snakes?

(Yılanlardan hiç korkmadın mı?)

 

Would you like …? Do you have …? gibi soruların kulağa daha nazik gelmesi için de soru cümlelerinin sonuna getirilir.

 

- Would you like any drinks at all?

(İçecek bir şeyler ister misiniz?)

 

1. Aşağıdaki cümleleri Türkçeye çeviriniz.

 

1. I can no longer tolerate his being late.

2. After the accident, she could no longer walk without assistance.

3. Due to financial constraints, the company will no longer offer free shipping.

4. He realized he could no longer ignore the warning signs and sought medical advice.

5. The school will no longer allow students to use mobile phones during class.

6. After the restructuring, our department will no longer be responsible for handling customer complaints.

7. Once the sun sets, the park is no longer open to visitors.

8. I'm sorry, but we can no longer accept submissions for the contest.

9. The restaurant will no longer serve breakfast after 11.00 a.m.

10. After he lost his job, Jim apparently could no longer afford gardening as his hobby.

1. Artık geç kalmasına tahammül edemiyorum.

2. Kazadan sonra artık yardımsız yürüyemiyordu.

3. Finansal kısıtlamalar nedeniyle şirket artık ücretsiz gönderim sunmayacak.

4. Artık uyarı işaretlerini görmezden gelemeyeceğini fark etti ve tıbbi yardım istedi.

5. Okul artık öğrencilerin derslerde cep telefonu kullanmasına izin vermeyecek.

6. Yeniden yapılanma sonrasında departmanımızın müşteri şikayetleriyle ilgilenme sorumluluğu ortadan kalkacak.

7. Güneş battıktan sonra park artık ziyaretçilere açık değil.

8. Üzgünüm ama yarışma için başvuruları artık kabul edemiyoruz.

9. Restoran artık 11.00'den sonra kahvaltı servisi yapmayacak.

10. İşini kaybettikten sonra Jim'in artık hobi olarak bahçecilikle uğraşmaya maddi açıdan gücü yetmiyordu.

 

2. Aşağıdaki cümleleri Türkçeye çeviriniz.

 

1. I don't eat ice cream anymore because I'm lactose intolerant.

2. Fiona doesn't work at that company anymore; she found a new job.

3. We don't go to that restaurant anymore.

4. He doesn't call me anymore.

5. They don't sell those shoes anymore.

6. The shop doesn't have that brand anymore, but they have a similar brand.

7. She doesn't live in that neighbourhood anymore; she moved to a different city.

8. We don't use paper maps anymore; we rely on GPS navigation.

9. He doesn't play video games anymore; he's more into outdoor activities now.

10. They don't make these types of cars anymore; this model was discontinued.

1. Laktoz intoleransı nedeniyle artık dondurma yemiyorum.

2. Fiona artık o şirkette çalışmıyor; yeni bir iş buldu.

3. Artık o restorana gitmiyoruz.

4. Artık beni aramıyor.

5. Artık o ayakkabıları satmıyorlar.

6. O marka artık mağazada yok ama benzer bir marka var.

7. Artık o mahallede yaşamıyor; farklı bir şehre taşındı.

8. Artık kâğıt harita kullanmıyoruz; GPS navigasyonuna güveniyoruz.

9. Artık video oyunları oynamıyor; daha çok açık hava etkinlikleriyle ilgileniyor.

10. Artık bu tür arabaları üretmiyorlar; bu model iptal edildi.

 

3. Aşağıdaki cümleleri Türkçeye çeviriniz.

 

1. I can't wait for the bus any longer; I've been waiting for almost an hour.

2. They couldn't keep the secret any longer and finally revealed the surprise party plans.

3. I used to enjoy spicy food, but I can't eat it anymore due to my sensitive stomach.

4. The company couldn't sustain its losses any longer, so it had to make some tough decisions to stay afloat.

5. She couldn't stand the noise from the construction site any longer, so she decided to move to a quieter neighbourhood.

6. He couldn't ignore his friend's pleas for help any longer and decided to help him.

7. The team couldn't maintain their winning streak any longer and eventually faced defeat in the championship game.

8. The restaurant couldn't endure the negative reviews any longer and decided to make significant improvements to its menu.

9. The child couldn't stay awake any longer and finally fell asleep in the car.

10. The teacher couldn't tolerate the disruptive behaviour in the classroom any longer and had to address it immediately.

1. Otobüsü daha fazla bekleyemem; neredeyse bir saattir bekliyorum.

2. Sırrı daha fazla saklayamadılar ve sonunda sürpriz parti planlarını açıkladılar.

3. Eskiden baharatlı yemeklerden hoşlanırdım ama mide hassasiyetim nedeniyle artık yiyemiyorum.

4. Şirket, kayıplara daha fazla dayanamadı ve ayakta kalabilmek için bazı zor kararlar almak zorunda kaldı.

5. İnşaat alanının gürültüsüne daha fazla dayanamadı ve daha sessiz bir mahalleye taşınmaya karar verdi.

6. Arkadaşının yardım ricalarını daha fazla görmezden gelemedi ve ona yardım etmeye karar verdi.

7. Takım galibiyet serisini daha fazla sürdüremedi ve şampiyonluk maçında yenilgiyle karşı karşıya kaldı.
8. Restoran, olumsuz yorumlara daha fazla dayanamadı ve menüsünde önemli iyileştirmeler yapmaya karar verdi.
9. Çocuk daha fazla uyanık kalamadı ve sonunda arabada uyuyakaldı.
10. Öğretmen sınıftaki rahatsız edici davranışlara daha fazla dayanamadı ve bu duruma derhal müdahale etmek zorunda kaldı.

 

4. Aşağıdaki cümleleri Türkçeye çeviriniz.

 

1. I'm not fond of spicy food at all.

2. She didn't enjoy the film at all because it was boring.

3. They don't care about your opinion at all.

4. He didn't apologize for his behaviour at all.

5. We didn't find the concert entertaining at all.

6. The children didn't appreciate the gift at all.

7. The weather didn't improve at all during the day.

8. My friend didn't respond to my messages at all.

9. The teacher didn't explain the concept well at all.

10. He didn't regret his decision at all.

1. Baharatlı yemeklerden hiç hoşlanmam.  

2. Sıkıcı olduğu için filmden hiç hoşlanmadı.

3. Senin fikrini hiç umursamıyorlar.

4. Davranışı için hiç özür dilemedi.

5. Konseri hiç eğlenceli bulmadık.

6. Çocuklar hediyeyi hiç beğenmediler.

7. Gün boyunca hava hiç düzelmedi.

8. Arkadaşım mesajlarıma hiç cevap vermedi.

9. Öğretmen kavramı hiç iyi açıklamadı.

10. Kararından hiç pişman olmadı.